13 kilometrelik patika

result

Önümde hızlı adımlarla giden kadının sol tarafından bisikletimle aheste aheste geçtim.  Hafif bir rüzgar esiyordu. Çıplak kollarıma değen güneş bir kaç ay öncesi gibi canımı yakmıyordu. Tenim güneşe yeniden alışmıştı. Acele etmeden pedal çevirirken, kulağımda Johny Lee Hooker’ın Boom Boom şarkısının kıpır kıpır melodisi iyice ruhumu şenlendiriyordu. 

“I’m gonna shoot you right down,
Knock you off of your feet”

Sanki  bulutsuz  masmavi gökyüzü, yemyeşil yapraklar, tepelerden süzülüp gelen gün ışığı bana hayattaki mutlu anları iyi değerlendirmem gerektiğini söylüyordu kendilerince. 
Müziğin ritmine kapılıp bisiklet selesinin tepesinde dans ediyordum. Yüzümde kocaman bir gülümseme daha yaşayacağım çok güzel günler var diye mırıldandım. 

Aylarca süren ince hesaplarım, yaptığım araştırmalar, okuduğum makaleler, protein ağırlıklı diyetim, her gün yürüyüş yapmam ve bisiklet sürmem işe yarayacaktı elbet. Kendimi iyi hissediyordum. İnsan kendi vücudunu tanımaz mı? Tanır tabii ki. Önemli olan kişinin kendine güvenip istikrarlı bir şekilde bildiği yolda ilerlemesidir. Bazan tüm dünya size karşı olsa da yolunuza devam edebilmektir başarı.

Herkesin başarı anlayışı ve kıstası farklıdır. Benim en büyük mücadelem her zaman kendimle oldu. Kendi sınırlarımı zorlamaktan hiç çekinmedim.
Çocukluktan beri bana ‘olmaz yapamazsın’ denilen pek çok şeyi yapmıştım. Kızlar şunu yapmaz, böyle konuşmaz, kadının yeri türünden cümlelere hep kulağımı tıkadım. İnsanların yapabileceklerinin cinsiyetle değil akılla ilintili olduğuna inandım.

Yanımdan koşarak geçen genç kıza yol verdim. Bisikletin tepesinde kulağımda Semiramis Pekkan’ın “Bana yalan söylediler” şarksının sözlerini kendime uyarlayıp dar patikada, nehrin akışına uyumlu pedalımı çeviriyordum.

Başladım kendi versiyonumu söylemeye:

Bu kliniğe yalnız geldim
Onlar bir yanda, bense burada
Zorlu bir yola girdim

Doktorlar kansersin dediler
Bir yıl ömrün kaldı dediler
Bense o sizin fikriniz dedim
Karar verdim değişmeliydim

Yapacaksam bir ben yapardım
Kel kalsam da karamsar olmayacaktım
Beslenme dikkat edip
Vitaminler alıp, sporu ihmal etmeyip
Hayata tutunacaktım

Bana yalan söylediler (2)
Bana yalan söylediler
Umuttan bahsetmediler
Hiç ümit vermediler

Varsın öyle düşünsünler, hiç ümit yok desinler
Kendime söz vermiştim, bu kadar erken ölmeyecektim
iyi düşünüp, iyi beslenip,
Bolca gülüp bunu da yenmeliydim

Hani benim sevdiklerim ( 2 )
Hani gönül verdiklerim
Desteğinizle kanseri de yenerim

Yokuşa yaklaşmıştım. Derin bir nefes aldım. Pedallara dokunmadım bile, dar patikanın eğimine tüm dikkatimi verip, kavak ağaçların arasından süzülerek geçtim. Tam dibe vurduğumda ayaklarım pedalda, çevirmeye başladım. Bir, iki, üç, sonra saymayı bıraktım, her dibe vuruşun bir çıkışı vardır.
“ *Focus Nur focus” dedim kendi kendime.

Gökyüzünün mavisi üzerimdeydi. Beyaz bulutlar gölgelik yapıyorladı benim için, daldaki mavi kuş nefesini tutmuş bana bakıyordu. Ayaklarım pedalda nefesimi kontrol ederek ulaştım tepeye.

Bundan sonrası kolaydı. 13 km nedir ki? 40 dakikalık bir yol. Sadece bir yokuşu var o kadar. Bir elim bisikletin gidonunda, diğeriyle su şişemden bir kaç yudum aldım. Demek ki yapabiliyormuşum. Yeter ki istemeli.
Ne zamandır Cervantes’i düşünür olmuştum. Tabii ki yeldeğirmenleriyle değildi benim mücadelem. İnsanların şişkin egolarıylaydı. Kendi bildikleri doğruların asla değişmeyeceğine duyulan inançtı. Otoriter ilişkilerde iletişim genelde tek yönlüdür. Hükümetle, birey ya da doktorla hasta arasındaki ilişki de bir nevi böyledir. Eşitliğe dayanan bir ilke yoktur ortada. Doktor kendi bildiği tedaviyi uygulamaya çalışır, hasta da bedenindeki rahatsızlığı dile getirmeye, yan etkileri anlatmaya uğraşır. Ya peki doktor sizi dinlemiyorsa ne yaparsınız?
Üç yıl önce başlayan kanser tedavim süresince yaşadığım güçlüklerin üstesinden şişkin egolardan mümkün mertebe uzak durarak ayakta kalabilmiştim.
Doktorların ısrarla yapacak bir şey yok demelerine rağmen kendimi sıkı bir diyete sokup, her gün egzersiz yapıp, bir yandan da ikinci kez kemo terapi aldım. Bana 9 ay önce bir yıl içinde öleceksin diyen onkolog hanım, yaptığınız öngörüde çuvallamaya hazır mısınız?

Hele bir sene dolsun, size en süslüsünden bir kart yollayıp çok güvendiğiniz istatistikleri ne yapmanız konusunda ayıpçı bir öneride bulunmayı planlıyorum. Hayat ümit etmekle başlar ve devam eder.

Demek ki neymiş bu kadar emin olmamak gerekirmiş hiç bir şeyden. Her zaman acaba denilebilecek bir açık kapı bırakılmalıymış. Her istatistiğin bir outlier’i varmış. Outlier olmaktan keyifli, tren raylarının üzerinden geçip evin sokağına vardım. Cebimden posta kutusunun anahtarını çıkarıp gelen mektupları aldım.
Bisikletimi garaja park ettikten sonra elimde mektup destesi bahçeye çıktım. Domateslerin karşısındaki sandalyeye oturdum. İlk kez yokuşu hiç durmadan, bisikletten inmeden çıkabilmiştim. Daha ne olsundu. Sapasağlam hissediyordum. Gönlüm mutlulukla doluydu. Bir yokuş bir yokuştu, pes etmemek gerekliydi.
Üzerinde kanser kliniğinin damgası bulunan zarfı açtım. Son çekilen petscan sonucuydu. Bir çırpıda okudum.

Beklediğim sonuç elimdeydi. Kanser hücreleri kendilerine yeni bir kurban arayacaklardı. Benim yapacak daha çok yolculuklarım var.

Referanslar:

*Dikkatini ver
https://www.facebook.com/cervicalcancerinfo
http://www.nurweb.biz/cancer/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Miguel_de_Cervantes

http://www.nurweb.biz/john-lee-hooker-boom-boom/
http://www.nurweb.biz/bana-yalan-soylediler/

Statistics outlier :
In statistics, an outlier is an observation point that is distant from other observations. An outlier may be due to variability in the measurement or it may indicate experimental error; the latter are sometimes excluded from the data set.

https://en.wikipedia.org/wiki/Outlier

bisiklet

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook