300 kilometrelik eğlence

izmir bisikletli

Planlasam böyle olmazdı. Dün bisiklete binmeden önce bilgisayardan bir kaç şarkı yükledim ki yolda dinlerim diye. Zira bir aydır Sting dinliyorum, e bu kadar yeter, adamın bütün şarkılarını ezberlemem gerekmiyor. Dur biraz da Türkçe parçalar dinleyeyim diye karambole bir dosyayı aceleyle yükleyip çıktım yola. Hava bulutlu, hafif de rüzgar var ama olsun, soğuk değil en azından. Geçen hafta iki kez yağmur yağdı tepeme. Ben hala inatla dışarıda süreceğim diye iki yağmur bulutu arası, bisiklet tepesinde pedal çeviriyorum.
Bir hesapladım ki 30 günde 300km sürmüşüm! Benim için iyi bir başarı bu. Kutlamalıyım bunu diye geçirdim içimden. Kabul etmek gerekir ki 6 ay içinde öleceksin denilen bir insanın her gün inatla 10 km bisiklet sürmesi ancak tepesi atmış İzmirli bir hatunun yapacağı türden tavırdır. Zaten bir ben varım bir de *Lance Armstrong . Gerçi o bir yığın yarışı kazanmış ama olsun, o yalan söyledi sonuçta, ben ise yarış kazanmadım ama dürüstçe hayattayım. Sen misin bana öleceksin diyen doktorlara inat, her gün keyifle geziyor Nur Portland sokaklarında. Tam çakıl taşlı patikada başladım sürmeye, kulağımda nay nay nanom, nay nay nanom bir müzik. Önce bir afalladım, bu ne diye. Sonra bastım kahkahayı, yahu bildiğin mehter marşı!
Açılın yollarda mehter marşıyla gelen ben varım. Artık dönüşte de bir İzmir marşı çalsa cuk otururdu. Ağzım kulaklarımda aheste aheste çeviriyorum pedalları. Yol ayrımına geldiğimde yavaşlıyorum, önümden uzun boylu bir adam sağa dönüyor. Kafasında bisiklet kaskı, kaskın üzerine deri bir kovboy şapkası takmış. Dikkatle bakıyorum nasıl yapmış o şapkayı öyle diye. Adam tepesini kesmiş şapkanın, kaskın uzerine geçirivermiş. Herhalde yağmur ve güneş gözüne gelmesin diyedir. Valla gayet de güzel olmuş, pek beğendim.
İki gün önce sabahın köründe sokakta oturmuş kahvemi içerken bir kadın bisikletiyle geçti önümden. O da bisiklet kaskının üstüne renkli yünden bere takmıştı. Pek hoşuma gitmişti o da. Zira soğuk havalarda insanlar kaskın içine bere filan takarlar. Genelde üstüne takılmaz. Ben farklılıkları severim. Halloween ( Cadılar bayramı ) da geliyor. Hemen kendime bir cadı şapkası almalıyım diye düşündüm. Siyah taytıma uygun şöyle tüllü filan, aman ne güzel olur. Yarından tezi yok ideal çadı şapkası aramalarına başlamalıyım. Maksat eğlence olsun.

Ben bisikleti sevdiğim için sürüyorum. Bir Amerikalı gibi süremem, içime daral basar öylesi. Ne o öyle arkamdan Osmanlı ordusu kovalarcasına sürmek de neyin nesi? İlla hızlı gideceksin, belli miktarda pedal basacaksın, tempoyu düşürmeyeceksin, bisiklet kıyafetin tam olacak, cart curt. Niye öyle yapınca kuş mu konuyor yapılan eyleme? İtiraf ediyorum, denedim en azından kıyafet konusunu. Aldım bir tane bisiklet taytı. Poposuna ne doldurmuşlarsa, sürerken popon acımıyor. Yok, alışamadım. Çocuk bezi giymiş gibi hissettim. Bırak acısın, neydi öyle, pofidik pofidik! Sarmadı valla, dolap bekliyor. Bir de sormak lazım ne oluyor o hızla gidince, ne görüyorsun civarda? Yolda sincap görsen ezer geçersin, umurunda olmaz o hızla. Benim derdim manzaradan keyif almak. Civardaki hayvanları görmek, nehri seyretmek, kim bu sağdan soldan geçen insanlar deyip kılık kıyafetine bakmak falan. Bildiğin kordonda oturup bir yandan çiğdem çitlerken, çay içip gelen geceni seyretme durumunun bisiklet üstündeki hali.
E bunu Rob anlamıyor tabii. Ben civara bakmayacaksam niye dışarıda bisiklet sureyim ki diyorum, yüzüme aval aval bakıyor.
Yok mümkün değil kavrayamıyor bu İzmirli durumlarını. Geçen hafta yine ben aheste aheste sürüyorum, o arkamdan geliyordu. Baktım esiyor epeyce, sağa çekip durdum. Bisiklet çantamdan rüzgarlığımı çıkarıp giydim, daha fazla üşümeyeyim diye. Rob dar asfalt yolda yaklaştı, yaklaştı hızla ani bir fren yaptı beni görünce çarpmasın diye, ve sonra bisiklet ıslak asfaltta kayıverdi. Yanımdan devrilerek geçip asfaltın üzerine iki takla atıp boylu boyunca yapıştı yere.
Ağzım açık ona bakakaldım üç beş saniye. O ne güzel düşmeydi öyle! Ben olsam, kesin dişimi filan kırardım. Zaten hayranım onun düşmelerine. Adam düşmeyi biliyor, ben amatörüm amatör. Kafamın gözümün yarılmasına ramak kalıyor. Kalktı yerinden hemen “niye durdun” diye bağırdı bir anda. Ben de saf saf:
‘e üşüdüm, ceketimi giydiiim “ dedim.
“bir tarafın kanadı mı, yara bandım var”
‘İstemem, bir şey olmadı zaten’ dedi. İki dizinde de sıyrıklar vardı, sağ kolu da çizilmiş hafiften kanıyordu. Üstünü şöyle bir silkeledi atladı bisikletine bastı gitti gene aynı hızla. Ardından dın dın söyleniyordum:
Tabakhaneye bok mu yetiştiriyon yavrum, ne bu hız? Aheste gitsen bak mehtap denilen hatun da uyanmaz. Sevmez o sabahın köründe kalkmayı, huysuzlanır. Tüh tam videoluk düşüştü, keşke çekebilseydim. Hatta şık başlıklar bile atardım:
“hızlı sür, asfalta yapış”
“çekil sağa, yapışacam şimdi yola”
“bas pedala, öp toprağı” falan filan.
Dırlanmayı kısa kesip yine yavaş yavaş pedal çevirmeye başladım. Islak asfaltta kayarak küçük bir yılan geçti önümden. Bekledim geçsin diye hayvan. O da burada yaşıyor, ben de, bencilliğin alemi yok. Herkesin yaşama hakkı var. Tren yolunun solundaki ormanlık arazide dolanan iki yavru geyiğe merhaba deyip yola devam ettim. Geyikler merhabaya bir karşılık vermese de bakışlarından selamı aldıklarından eminim.

Yolda bir ben, bir de pembe tişörtüyle koşan bir kadın ileride. Kısa boylu, bembeyaz saçlı bir kadın, yavaşça ardından yaklaşıyorum ona. Bacaklarındaki kırışıklıklar dikkati mi çekiyor. Yaşlı olmalı. Onun önüne geçinde farkediyorum ki en az seksen. Teyzem hala koşuyor yahu o yaşta, helal olsun! ‘Bravo, bravo’ deyip elimi çırpıyorum. Önce korkup ürküyor benden, sonra hafifçe gülümsüyor, ‘teşekkür ederim’ diyor. Güzel bir şey görünce hiç sakınmıyorum, direk söylüyorum; ‘çok beğendim, bravo, acayip takdir ediyorum sizi’ diye. İnsanlar birbirlerini motive etmeli. Tamam belki Tour de France’i kazanmayacağım hayatım boyunca ama azmedip her gün bisiklet süren de benim diyorum. Sonra aklıma geliyor, ya niye beni motive eden yok peki? Ne olacak şimdi? Hemen buluyorum çözümü: Devir teknoloji devri şekerim, yüklerim İzmir marşını, basarım pedala. Kafamda cadı şapkası, maksat spor olsun!

koşan

Kaynaklar:
* Lance Armstrong
Tabakhaneye bok mu yetistiriyorsun

https://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa_Bisiklet_Turu
https://eksisozluk.com/tour-de-france–200218

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook