Çıplaklık sanatsal olunca ne oluyor peki?

candle

Sabah bir baktım güneş pırıl pırıl, hemen indim bahçeye son on gündür mütemadiyen yağan yağmurdan cılkı çıkmış bahçedeki bitkiler ne alemde diye kolaçan etmeye. Domateslerin sökülmesi gerek, anlaşıldı. Bir saat kadar çürümüş domates fidelerini söküp, hafiften üşümüş olarak girdim içeriye. Eller kipkirli, pantolon paçaları çamurlu. Olsun, bahçedeki çürük bitki sayısında azalma var bu da bir ilerlemedir, pozitif düşünelim değil mi ama!
Yaptım bir demlik çay, oturdum bilgisayarın başına.
Twitter’daki linklerde neler olup bitiyor derken, birine tıkladım, başlık ilgimi çekmişti :
Resimde Kuku Tekniği : Sanat mı Porno mu ?
Böyle kışkırtıcı başlık olursa tıklanılır azizim. Hemen aklıma ben de şöyle başlık atmalıyım diye geçirdim içimden;
Kuku yerine çük versek olmaz mı?
Sonra biraz edepsizce bulup vaz geçtim nedense.
Açılan yeni sayfadaki http://deligaffar.com/2014/04/29/resimde-kuku-teknigi-sanat-mi-porno-mu/ yazıyı bir çırpıda okudum.
İtiraf ediyorum, önce küçük resimlere baktım, muhtemelen herkes böyle yapar. Bir yazıda resim varsa, önce ona bir göz atılır. Daha makaleyi okumadan resme bakarak, ‘aaa kadın adet kanamasıyla performans sanat gosterisi yapıyor’ diye düşündüm.
Ne bileyim bende uyadırdığı ilk izlenim oydu.
Bu arada fikrimi de belirteyim adet kanaması tabiri berbat bir tanımdır. Kadınlar için son derece doğal olan bir olay ancak bu kadar sevimsizce tabir edilebilir. Tamam hiç bir hatun ‘aman da aman yaşasın bugün kanamam var’ diye göbek atmaz, erkek milleti sözüm size; bakmayın siz orkid reklamlarına filan, tamamıyle palavra azizim. Onca hatun tanıdım, (kendim de dahil), ‘eyyyo kanıyorum, kanıyorum, hayat ne güzel’ şıkıdım şıkıdım halet-i ruhiyatına giren tek bir kadın görmedim. Yok böyle bir şey. Sanırım bir tek istenmeyen hamilelik endişesi durumunda ancak ‘oh nihayet kanama oldu’ deyip sevinilebilir onun dışında bu tarz davranan kadın türü nerededir bilemem, reklamlar hariç.. Yani demem o ki kim uydurmuşsa bu ismi, boyun devrilsin emi!

Neyse konuya dönelim Deli Gaffar’in makalesini okuyunca öğrendim ki, ilk aklıma gelen düşüncemde yanılmışım. Hatunun adı Milo Moiré, İsviçreli bir ressam, performans sanat gösterisi yapan, web sitesindeki fotoğrafına bakarsan, epey de güzel bir hatun . Artık bolcana Photoshop varsa bunda, ben karışmam. Almanya’nın Düsseldorf şehrinde yaşıyor web sitesinden öğrendiğim kadarıyla.
http://www.milomoire.com/?page_id=1553
Konuya mahal olan performance art gösterisinin başlığı:
“The PlopEgg Painting Performance – A Birth Of A Picture”
Youtube sitesinden izleyebilirsiniz: https://youtu.be/wKFZOIv5sS0
Türkçe’ye çevirisek Lop yumurta resim gösterisi diyebiliriz.
Durun tıklamayın videoya hemen . Ben size bir tarif edeyim hatunun ne yaptığını.
Sokakta yere beyaz büyük bir resim tuvali sermişler. Bunun üzerinde iki merdiven koymuşlar yatay olarak. Hatun çıkmış bunların tepesine. Bacağın biri bir merdivende, diğeri öbüründe. Öyle ayrık bacak çıplak duruyor. Nasıl yani? Bayağı çıplak; anadan üryan, donsuz südyensiz, cıscıbıldak. Mincosunun içine, içinde boya olan yumurta tıkmış, onu kas kuvvetiyle tuvalin üstüne fışkırtıp resim yapıyor. Olay bu. Bu arada Deli Gaffar kuku demiş vajinaya, ben de anamın lafıyla minco dedim, sevgili okurlar siz anladınız olayı. Ne dendiğinin önemi yok aslında. Şimdi Deli Gaffar şaşırmış tabii, bu bir gerçekten sanat gösterisi midir yoksa pornografik bir olay mıdır babında. Haklı olarak soruyor. Buna benzer bir sorgulamayı seneler önce ben de yapmıştım. Benimkisi biraz daha kişiseldi üstelik. Her milletten müşterim var Amerika’da , kimileri de sanatçı; yazar, ressam, bir kaç tane de performans sanatı yapan var aralarında. Burası Portland olduğundan, aklınıza gelebilecek her şeyi sanat diye etiketlendirebilecekleri için, göreceğiniz şeylere hazırlıklı olun.
Micha elinde yaptığı gösterinin CD’si  ile ofisime geldi. Web sitesi istiyordu. Sitesi için Cafe de au Late adını satın aldı, tarif etti nasıl bir site istediğini. Ben de notlar aldım. Her ne kadar bana saçma gelse de isteği ‘hı hımm deyip’ fazla tartışmadım. Müşteri o, adam parasını buna harcayacaksa, dırlanmanın fazla alemi yok.

Açılış sayfasını tamamıyle siyah istiyor, olabilir. İçine bir yuvarlak içerisinde son yaptığı gösteriden fotoğraf karesi koyalım diyor. Olur dedim. Diğer sayfaların adını yazdım; gösteri, iletişim, biyografi filan. Ama bu linkler görünsün istemiyor. Neymiş, siteyi ziyaret eden keşfetsinmiş. Sonuç; kocaman siyah sayfa içinde kırmızı bir küçük foto, gürünmez linkler, ancak rastgele oraya buraya tıklarsan ekranda yanlışlıkla bir sayfa ya açar, ya açmaz.
Neyse buraya kadar her şey tuhaf ama idare edebilirim. Ta ki CD’yi açana dek. Ana sayfaya koyulacak resim dosyasını açtım. Bilin bakalım ne? Kırmızıya boyanmış bir çük. Nasıl yani? Bildiğin penis, dibine dek kırmızı boyanmış, ince bir penis. Şimdi burada uzun uzun penisi anlatamayacağım size. Sonuçta penis uzmanı değilim. Yani, ürolog, fahişe, ya da nemfomanyak olmadığım için penisler hakkında çok fazla bilgim yok. Kanımca onlar penis hakkında epey bilgiye sahiptirler. Sıradan bir penisti deyip ayrıntıyı boş verelim.
Neyse biraz affallasam da, siteye fotoğrafı ekledim. Ne kadar liberal, açık fikirli olursan ol, az evvel ciddi ciddi iş konuştuğun birinin, bir kaç dakika sonra penis fotoğrafını görmeyi beklemiyorsun. Hani fahişe filan olsa muşteri, en azından bilirim ki her bir uzuv göreceğim resimlerde. Demek ki boş bulunmuşum. Epey bir şaşırdığımı hatırlıyorum.
Bir ay sonra bir gösterisi vardı, afilli bir davetiye geldi, elimde fotoğraf makinem gittim mecburen. Büyükçene bir sergi salonu.
Micha çıplak, odanın ortasında bir kovanın yanında yerde oturuyor. İnsanlar da duvara yakın yerlerde sandelyelerde oturmuş gösteri başlasın diye bekliyor. Ben de sitesine koymak için fotoğraf çekiyorum. Hafif dramatik bir müzik eşliğinde yavaşsca kalktı yerinden. Boya kovasının ( sadece kan kırmızısı boyadan ibaret ) içine eğildi çükünü batırıp çıkardı. Yerdeki beyaz tuvale damlattı bir kaç saniye. Son derece teatral hareketlerle hoplayıp zıpladı. Çük yetmedi bir süre sonra anlaşılan, elini, kolunu, ayaklarını batırdı boyaya. Tepindi tuvalin uzerinde, bir şeye mi kızmıştı, normalde tepinen bir adam mıydı anlayamadım o kısmını.
Şimdi bana göre son derece ebleh olan bu çabayı salondaki benim dışımda herkes çılgınca alkışladı. Gösteri bitiminde tüm vücudu kırmızıya boyanmıştı, insanlar pek coşkuluydu. Odadan kıpkırmızı bir biçimde beyazı az kalmış tuvalin üzerine basa basa çıktı usulcana. İzleyiciler, diğer salon geçtiler, ben de peşlerinden gittim. Masmavi badanalı olan bu odaya, Micha yıkanmış, beyaz bir gömlek, siyah bir pantolon giymiş vaziyette 20 dakika sonra geldi ve tebrikleri kabul etti. Ben de bilimum açıdan çektiğim çük, pardon penis resimlerini gösteriden başlığı altındaki sayfaya ekleyip paramı aldım.
E şimdi diyebilirsiniz ‘bu bir sanat mıdır ki’? Valla bana göre değil. Komik diyebilirim ama. Ben bunu sanat kabul etmesem de sanat kisvesi altında kabul eden bir yığın insan var. Demek ki fikirlerimiz farklı deyip geçer giderim. Batılı toplumlar da böyle. Kim sanat adı altında ne yaparsa yapsın, özgür bir dışavurma deyip, sıkı bir reklam da yaparsa kabul görür. Tabii ki eğer başka birisi bundan zarar görmüyorsa. Mesela çocuk pornografisini sanat diye yutturamazsın. Şimdi sakın bana Jeremy Irons’in oynadığı Lolita filminden dem vurmayın. Genel kural şudur; beğenmezsen izlemezsin olur biter.
İlla seninle aynı hayat görüşüne sahip olmak zorunda değilim.
Çıplaklık kavramı da bu tür ülkelerde yani Amerika ya da Avrupa ülkelerinde Tükiye’dekinden son derece farklı konumlandırılır. Sanat kime göre sanattır tartışmasına hiç girmeyelim, yazı uzar gider gereksiz yere. Modern sanat eylemleri, sanatçının sanata bakışının izdüşümüdür. Beğenip beğenmeme izleyiciye kalmış. Fikir olarak her sanat eyleminin tartışılması güzeldir. ‘Sanatına tükürürüm’ demekle bu iş yapılmaz tabii. Sanat sonuçta tornadan çıkmıyor. Tornadan çıkan ya da el emeği olan zanaat olabiliyor ancak. Ona da eyvallah. Türkün sanatta çıplaklıkla sınavına gelince, daha uzunca bir süre epey nal toplanır gibime geliyor. Ama bizim geleneklerimiz, göreneklerimiz gak guk lafları da iyi hikaye ama elde patlıyor. İnsan bedeni ne kadar tabulaştırılırsa bir o kadar da ötekileştirme dayatılabiliyor. Türkiye’de böyle bir gösterinin yapılması hayal bile edilemezken, çocuk gelinler de nedense daha çok bizden çıkıyor. E peki ne iş üstad? Halbuki senin çocuk gelin dediğine Batılı bildiğin pedofili diyor. Epey de yaptırım uyguluyor yapana ve müsamaha gösterene.

Oysa ciddi sanat akımları, modern sanatın gelişimi de özgür ortamın olduğu ülkelerde değişik boyutlara varabiliyor. Sanatçı kısmının yaratıcılığı, ifade özgürlüğü,  (çıplak ya da giyinik olması fark etmiyor), içinde bulunduğu toplumun kurallarını her zaman zorlar.

Amerika’da onlarca sergiye gittim, gösteri izledim, bir kısmını beğendim, epey bir kısmını ise saçma buldum. Ama sonuçta benim saçma bulduğumu çok beğenen milyonlarca insan var. Ne yani onlar beğeniyor diye ben beğenmek zorunda mıyım? Yoo ne münasebet tabii ki değilim. Mesela bir kaç yıl önce buradaki bir üniversitenin sanat fakültesinin gösterisi epey bir cingar çıkarmıştı. Üniversite şehrin merkezinde çok katlı bir binada ders veriyor. Okulun giriş kapısında büyükçene bir pencere var, vitrin gibi düşünün. İçine bir kaç tavuk koymuşlar, yerde saman filan, Hepsini parlak sprey boyalarla boyamışlar. Tavuklar canlı. Öyle vitrinde parlak sarı, pembe mor renkleriyle gıdaklayıp, yemek yiyip, yerlere sıçıp duruyorlar. Bu okulun o ayki sanat gösterisiydi. Tuhaf tabii buna sanat denmesi. Ben boyasız olanına kümes diyorum genelde de. Bu sanat mı sorgulamasından ziyade hayvan hakları derneği ‘tavuklar bundan zarar görüyor, psikolojileri bozuluyor’ deyip  yaygara koparınca okul gösteriyi erken bitirdi. Tavuklar vitrinden kalktı, yedier mi, bahçeye mi saldılar bilmem artık.

Her ayın ilk Perşembesi sanat günü yürüyüşü vardır Portland’da. Pek çok galeride kokteylli sergi var. Gider gezer, içer, beğenirsen bir şeyler satın alırsın. Yine böyle bir gösterideki objeyi tarif edeyim. Modern sanat resimleri, heykelleri satan bir galeri gezeyim dedim, epey de ünlücene. Girdim, bir kaç oda var gezilecek. Mor renkli odaya geldim. Köşede bir faraş vardı, gri metalden, üzerinde kırmızı bir kurdele fiyonkla bağlanmış. Fiyat 600 dolar. Gülmektten mahvoldum yahu. Bunu alan salak var mı diye düşünürken üç gün sonra  bir gazeteden öğrendim ki ilk satılan objelerden biri olmuş iyi mi! Modern sanat kavramı bazen bana uçuk gibi görünse de bundan insanlar zevk alıyorsa, yapacak fazla bir şey yok.

mumlar
Amsterdam müzesindeki mumlar

İtiraf etmem gerekirse evde en az üç faraşım var, niye ben düşünemedim ki dedim kendi kendime uzun bir süre. Kör satıcının kör alıcısı olurmuş mu desem, yoksa, modern sanatı anlama kapasitem mi yok desem bilemedim. Yine de ben halen gidiyorum sergilere, değişik fikirlere tanıklık etmeli insan diyerekten.

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook