Devlet Adamı

cay sohpeti

Nasıl Devlet Adamı

Kimdir devlet adamı? Nasıl bir insandır ve ne gibi özelliklere sahiptir? Vikipedi’nin tanımı şöyle ‘‘Devlet adamı, devleti yöneten ya da devlet yönetiminde çok önemli rol oynayan kişi. Devlet adamı terimi, ulusal ya da uluslararası alanda siyasette ya da kamu yönetiminde uzun süre görev almış ve saygın bir kariyere sahip olmuş kişileri kapsar.’’

Türk Dil Kurumunun tanımı ise daha basit ‘’Devlet yönetiminde söz sahibi kişi’’ . Benim anladığım devlet adamlığı konusunda biz Türk halkının beklentisi düşük tutulmuş. O zamanda karşımızda gördüğümüz herkes rahatça bu tanıma girebiliyor. Çok düşünmemize ve kafa yormamıza gerek yok yani.

Düşündüm de; bana göre 20. Yüzyılda yaşamış liderlerden hangileri tarihte iz bırakmış devlet adamlarıdır? Kimler ise sadece TDK’daki tanıma uymaktadır? Belleğimi şöyle bir yokladığımda hemen sayılanlar; Atatürk, Gandhi, Mandela, Martin Luther King, Hitler, Mussolini ve hatta Franco. Bu isimlere eminim birçok kişi katılır. Bende iz bırakanlardan; görüldüğü gibi ilk dördünün, dünyaya olumlu katkıları tartışılmaz. Son üçünün de; olumsuz etkileri ve dünyada neden oldukları yıkımlar ve kayıplar hakkında da kimsenin kuşkusu yok. Üç aşağı beş yukarı aynı fikirdeyiz sanırım.

Peki bu ilk dört devlet adamının ortak özellikleri neler? Sıralayalım; ülkelerinde çığır açmışlar, bilinen, kabul edilmiş kavramları değiştirip yeni kavramlar oluşturmuşlar. Hem de bu kavramları sadece kendi ülkeleri değil dünyanın birçok ülkesi örnek almış ve kullanmış. Şimdi geleyim beni etkileyen bir başka özelliklerine. Bu liderlerin hepsi barışçı özellikleriyle bilinir ve örnek alınırlar. Herkes için, her zaman ve her yerde eşitlik istiyorlar. Etnik, dinsel ya da cinsiyet ayırımcı değiller.
Ülkelerinde insanları dışlamıyor, aşağılamıyor ve ayırımcılık yapmıyorlar. Savaş; onlar için ülke işgal altında ise ve yapacak başka hiç bir seçenek kalmamışsa söz konusu olabilir. Söyleyecek sözleri varsa bağırmadan söylüyorlar. Azarlamıyor, etiketlemiyor, ikna etmeye çabalıyorlar. İkna edemiyorsa dönüp kendilerine bakıyor ve öz eleştiri yapıyorlar ‘acaba bende mi hata’ diye. Amaçlarına ulaşmaya çabalarken halkın çoğunun gönlünü kazanması belki bu yüzden. Kendilerinde, yakınlarında ve çevrelerindeki insanlarda büyük paralar yoktu. Çevrelerindeki insanlardan kimse yolsuzluğa bulaşmadı ve büyük zenginler ortaya çıkmadı, kendileri de çok zengin olmadı. Hesap veremeyecekleri bir kuruş olmasın diye özen gösteriyorlardı. Yoklukla çok mücadele ettiler ama yolsuzluğa da bulaşmadılar.

Hitler, Mussolini ve Franco’ya gelince; bunlar sayesinde büyük savaşlar yaşandı ve büyük acılar yaşandı. Hepsinin de bir diktatör olduğu konusunda dünya hemfikir. Ortak dilleri ise halklarını bölmeleri; Yahudi diyerek, komünist diyerek, ateist diyerek ayrıştırmaları. Sadece onun olan kıymetli ve özel gruplar oluşturmaları ve devlet yönetimini bu özel grup aracılığıyla sürdürmeleri. Sonuçlarını tüm halkın bazen de dünyanın önemli bir kısmının beraber ödemesi işin acı tarafı. Benim gördüğüm halkı ayrıştırma iyi birşey değil, hele bunun devlet adamı olarak devlet mekanizmasının başındaki kişi tarafından yapılması hiç iyi değil. Keskin sirke küpüne zarar misali fazla hırs kişiyi tüketiyor. Onlar yenilmez, hata yapmaz ve mükemmel insanlardı. Herkes onları oldukları gibi kabul etmeli ve taparcasına sevmeliydi, başka türlüsü hayal dahi edilemezdi. Sözlerinin üstüne söz söylenemezdi. Sözleri kanuna uymuyorsa kanun sözlerine uyardı. Öyle de oldu, yargı da bir güzel denetlendi. Polis onların polisiydi, kahramandı ve kahramanca işler yapıyorlardı. Çevrelerinde çok zengin insan vardı ve büyük paralarla onları destekliyorlardı. Para ve güç onlar içindi, kendilerini doğal sahip olarak görüyorlardı. Tersinin düşünülmesi bile söz konusu değildi, vatan hainliğiydi. Böylelikle de tarihte yer alan büyük diktatörler arasındaki yerlerini aldılar. Bana göre diktatörlerin de ortak özellikleri bunlardı.

Bizim, günümüzdeki devlet adamlarımız yelpazenin neresinde? Fikirleriyle, eylemleriyle dünyayı etkileyen birilerini görüyor musunuz? Peki, çıtayı bu kadar yüksek tutmak şart mı? Aslında hiç değil ama, şu dünya lideri lafı yok mu, o laf bana bunları düşündürüyor. Herkesin gücü ve etkinliği farklı. Bu bir işe yaramaz anlamına da gelmez. Ancak durduk yere insanlara kalıplar biçer sonra da sorun çıkınca görmezden gelmek; kişinin çapını değil, çapsızlığını gösteriyor.
Burada sorun var; biçtiğin kalıp bana uymuyor, dar geliyor diyeni dinlememek neyin göstergesi? Değişik oluşum ya da yapılara alet olmakla suçlamak, tüm protesto eylemlerini şiddetle bastırmak ne iş? Baklava çalan çocukları hapseden, soruşturma için ifade vermeye yurt dışından geleni kaçar diye tutuklayan, mecliste parasız eğitim istiyoruz pankartı açanları hapiste çürüten devletten adalet bekliyoruz. Devlet kendi başına bu uygulamaları yapmadığına göre yapan ve denetleyen elden eşit uygulama, eşit soruşturma istiyoruz. Bunların olacağına inanıyor muyuz? Hayır. Ama galiba tüm bu düşlerin gerçekleşme olasılığını seviyoruz.

Yazan: Nadiye Karlıca

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook