Eleştiri yapmanın bir adabı var

konu ne?

Buzdolabının kapağını açtım. Alttaki rafın arkalarına doğru bakınca cam bir saklama kabı içerisinde bir kaç gün öncesinden kalma yemeği gördüm. Yemeğin üstünde inceden bir küf tabakası birikmiş. Şöyle bir bakıyorum uzaktan. Küf di mi bu? Küftür kesin. Kaç gün oldu bu yemeği yapalı? Şöyle bir hafızamı yokluyorum, hatırıma bile gelmedi. Ne yemeğiydi acaba? Elim uzanıyor kaba, açıp baksam mı? Hemen geri çekiyorum elimi. Mümkün değil atamam. Bir yandan da dırlanıyorum kendime ‘altın mübarek’ diyerekten.
Yok en iyisi ben biraz daha bekleyeyim, iyice keyfim kaçmasın şimdi. Bozulmuş, bayatlamış yemeği atmak bir bana mı zor geliyor acaba?
Yemek atarken resmen suçluluk duygusundan harap oluyorum. Acaba annem çocukken ‘tabağındakini bitir, yemek ziyan edilmez, tabakta bırakılmaz’, lafını milyon defa söyleyip o küçücük beynime kazımasaydı durum farklı olur muydu?
‘Yemek ağlayacak tabakta kalırsa’ diye zorla lokmaları yutmanın dayanılmaz mide bulandırıcı hissini yaşamasaydım şöyle keyifle ‘aa bu bozulmuş dur hemen atayım’ diyebilir miydim?
Yahu şu yaşıma geldim diyemiyorum işte!
O yüzden bu tür pis işleri evdeki Kızılderiliye saklıyorum itina ile. E madem evlendik, ceremesine de katlanıversin.
Benimkisi de tuhaf bir şey, çöpü dışarı çıkarmak zor gelmez, çöpe dönüşmüş yemeği, ekmeği atmak suçluluk duygusu yaratır! Anlayan beri gelsin. Bu durum kurumuş çiçekler için de geçerli. Nedense bir başarısızlık abidesidir o bozulan yiyecekler, kurumuş, çürümüş bitkiler. Çok isterdim mesela adamım gibi olabilmeyi.
Bir sesleniyorum mutfaktan salona doğru, “acil yardım, buzdolabı yine istila altında, bir el atsan” diye, o hemen “tamam” deyip yerinden kalkıp süperman edasıyla geliyor. Yeminle o mutfağa gelirken gözümü kapasam uçan pelerinini bile göreceğim, o derece yani.
Ben derhal olay mahalini terk ediyorum tam o esnada. O buzdolabını bir kolaçan ediyor, bozulmuş ne varsa topluyor itina ile, sonra rapor veriyor bana eli kolu dolu giderken;
“Bazı yiyecekler yürüyüşe gidiyor, her şey kontrol altında merak etme” diye.
Canım ya, benim süpermanim çok iyi çöp atar, her eve bir tane lazım. Böylece ben de suçluluk duymadan yeni yemekler yapmaya girişirim.

Kabul etmem gerekir ki bir kaç gündür tadım kaçık. Yazsam mı, yazmasam mı tereddüt ediyorum ne zamandır. Baktım olacak gibi değil, ‘ne içimde tutacağım yaz gitsin’ deyip geçiyorum bilgisayarın başına. Bir yandan Chris Rea, Blue Cafe’yi söylüyor masamın üzerinde tatlı tatlı. Oh azıcık rahatlıyorum.
Konuya gireyim uzatmadan. Geçen gün bir hikaye yazıp paylaştım. Bir kaç kişiye de fikirlerini sordum. Aldığım cevaplardan sonra eleştiri nedir konusunu oturup düşünmeye başladım enikonu.

Önce şunu saptamak lazım, her yazar biraz kendisi için yazar. Eğer yazdıklarını paylaşıyorsa zaman zaman okuyucusunun da ne düşündüğünü merak eder.
Herkes merak eder mi o kadarını bilemem ama en azından ben ediyorum. Yazdığım her ne ise; makale, deneme, hikaye, acaba okuyan ne düşünür konu hakkında diye. Bazen bana fikir verin diye email attığım arkadaşlarım bile var.

Aldığım yanıtlardan çoğunluğun eleştiri yapmaktan ya kaçındığını ya da ipin ucunu kaçırdığını öğrenmiş oldum. Durum buzdolabındaki bozulmuş yiyeceğe döndü desem yeridir.
Şimdi konuya dair bir kaç tanım yapmak da fayda var.

Eleştiri nedir?
Türk Dil Kurumuna göre edebiyatta yapılan eleştiri şu anlama gelir: Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak amacıyla yazılan yazı türüdür. Tenkit, kritik de denir.
Yani sanat eserini veya düşünceyi ( felsefi konular bu alana girer ) üzerinde olumlu veya olumsuz görüşlerin ortaya konduğu, konu hakkındaki fikirlerin örnekler ve gerekçelerle değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türüdür.

Makale nedir?
Bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete veya dergi yazısına verilen isimdir. Yazar herhangi bir konudaki görüşlerini, inandırıcı veriler kullanarak kanıtlamaya çalışır ve okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçlar. Makalede temel unsur düşüncedir.

Deneme nedir?
Herhangi bir konuda yeni ve kişisel görüşlerle bezenmiş bir anlatım içinde sunulan düzyazı türü. Yani deneme yazarı herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlatır.

Hikâye nedir?
Gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan düzyazı türü, öykü. Bir hikâyede olaylar genellikle yüzeyseldir. Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir ânı içinde anlatılır.

Bu tanımlamaları yaptıktan sonra gelelim soruya:

Yazı hakkında ( deneme/makale ) ne düşünüyorsunuz?
Aldığım yanıtlar çoğunlukla Facebook mesajı olarak gelen derlemeler.

Verilen Cevap:
Ayyy çoook güzelllll.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Teşekkür ederim de, biraz abartmıyor musunuz?

Cevap:
Şey okuyacaktım da vaktim olmadı.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: E vakti yokmuş, olabilir herkes meşgul tabii.

Cevap:
Ay konu hiç sarmadı beni şekerim.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Kıyamam düşüncelerini katıp da eleştirmiş, pek bir öznel eleştiri olmuş bu.

Cevap:
Güzel yazamamışsın, ben daha iyisini yazarım.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Yaz o zaman, ben de okurum. Vallahi dükkan senin, istersen burada yayınlarım bile.

Cevap:
Okudum, beğendim, paylaştım bile Face’de.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Sağol yahu, elin dert görmesin.

Cevap:
Valla Face’de paylaşmak için çok uzun, sen bir kısalt yolla, hatta özet yap bana, ben bir bakayım vaktim olunca.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Belki farkında değilsin ama ben yazılarımı kendi web sitemde yazıyorum, Facebook için uzun veya kısa olması beni bağlamıyor.

Cevap:
Yazında bir kaç imla hatası buldum, doğrusunu emaille yolladım.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Sen çok yaşa emi, sağolasın, editörüm bile yok Portland’da, acayip makbule geçti yardımın! Minnettarım azizim ne diyeyim.

Cevap:
Zıplayan kedi animasyonu, kalpler taşıyan kuş figürü vesaire.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Bir bulursam Facebook’da şu animasyonlu figürleri tasarlayanları döveceğim yeminle. Zıplayan kedi ne anlama geliyor? Hani 12 yaşında olsan ergenliktir diyeceğim de biz o çağları atlatalı çok oldu, elin klavyeye değsin ama bir cümle kursan çok daha memnun olacağım bilesin.

Cevap:
Ay iyi yazmışsın ama bizim şimdi Türkiye’de başka dertlerimiz var. Gündem farklı, bence sen başka zaman yaz bunu.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Gazeteye yazmadığıma göre benim gündemi takip etmek gibi bir kaygım yok, dahası orda da yaşamıyorum. Yani kendimi kasmıyorum hangi konuyu ele almalıyım diye. Bilmem anlatabildim mi?

Hikayemi okudunuz mu? ( Burnside civarinda )

Cevap:
Bana kısa geldi.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Neye göre kısa? Geçen seferki yazıma da uzun demiştin. Sana da yaranamıyorum gitti azizim.

Cevap:
Ama sen 31 yaşında değilsin ki?
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Yahu o hikaye 15 sene öncesine ait. Yani olaylar günümüzde geçmiyor.

Cevap:
Uyuşturucu müptelası adamı yeterince anlatmamışsın hikayende. Eksik kalmış!
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Kısa hikayede illa ki karakterlerin duygu ve düşünceleri yansıtılmak zorunluluğu yoktur. Çevreyi ve anı anlatmak istemişimdir belki olamaz mı yani?

Cevap: Uyuşturucu kullananların dünyasını bilmediğin bariz! Daha fazla bilgi vermeliydin.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: E ben de bildiğimi iddia etmiyorum ki. Üstelik bu bir hikaye, belgesel değil. Okula verilecek rapor hiç değil.

Cevap:
Vasat hikaye bu, bildiğin konuları yaz bence.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Vur dedim, öldürdün yani. Buram buram negatif olmak zorunda mısın? Bir hikayeyi sevmesen bile karşındakini incitmeden de fikrini yazabilir, söyleyebilirsin. Mesela ‘Ben sevmedim pek ama sanki üzerinde çalışırsan, biraz daha betimleme yaparsan daha iyi olabilir’ demek de mümkün!

Cevap:
Kim bu adam, nerden tanıyorsun onu? Nasıl ölmüş peki? Keşke yazsaydın.
O esnada ben içimden şöyle geçiriyorum: Bu bir hikaye, yani sokaklar gerçek, mekanlar gerçek, hatta hikayedeki adam bile yıllar önce bir kez tanıştığım biri. Yani kendisini tanımam, etmem fazla. O yüzden sallama bir ayrıntı yazmaktansa çevreyi betimlemeyi tercih ettim. Hikaye tamamiyle hayal ürünü de olabilirdi. Yani şimdi günün birinde misal bir astronotla sevgilisinin yatak macerasını yazarsam, kim bu adam, sen nerden tanıyorsun bu orospuyu deme bana emi canım! Hikaye bu hikaye, uydurma kısmını aklında tut bir zahmet.

Sonuç ne oldu peki?
Ben kafama göre takılıp yazmaya devam edeceğim. Makale mi olur, deneme mi olur, gezi yazısı mı, yoksa hikaye mi artık o zaman ki ruh halime göre belirlenir. Beğenmeyen okumak zorunda değil, aç televizyonu bul bir film, otur seyret. Bana vereceğin tüm eleştiriler negatifse, zahmet edip eposta atma emi, zira yazdığın çöpe gidecek şimdiden belirteyim. Üstelik buzdolabında duran bozuk yiyecek gibi kalmayacak bir süre, direk çöpe gidecek haberin ola. Varsa bir pozitif yaklaşımın, yapıcı bir eleştirin, paylaşırsan sevinirim. Zorlaman da gerekmiyor kendini illa bana laf yetiştirmek için. Okuman yeter. Seversen yazdıklarımı, ben burdayım, arasıra ziyaret edersen memnun olurum. Sanma ki bütün derdim her yazdığım beğenilsin istiyorum. Yok öyle bir beklentim. Ben yazmaktan keyif alıyorum. Okuyup okumamak size kalmış.

Meraklısına Notlar:
Bu arada konuya ilişkin faydası olur diye İngilizce kelimler olan Critique (eleştiri yazısı, kritik ) ve Criticism ( eleştiri / tenkit ) arasındaki ayrımı tanımlayan bilgiyi eklemek mümkün.

eleştiri hataları bulur / kritik yapıya bakar
eleştiri eksiklikleri bulur / kritik ise çalışan öğeleri gösterir
eleştiren anlaşılamayanı kınar / kritik eden ise anlaşılamayana açıklık getirilmesini önerir
eleştiri yapan zalim bir dil kullanır, ıgneler, alay eder / kritik eden dürüst davranıp objektif bir dille, kibarca eleştirir
eleştiren negatiftir / kritik eden pozitiftir ( hatta bunun işe yaramadığı durumlarda bile )
eleştiri belirsiz ve geneldir / kritik ise açık ve spesifiktir
eleştiri şaka kaldırmaz tondadır / kritik ise espri yapar, güldürür
eleştiri yazarın ve yazının hatalarini arar / kritik eden ise yazıya sadık kalır

Bu tanımlamaları Judy Reeves’in Writing Alone, Writing Together; A Guide for Writers and Writing Groups adlı kitabından çevirdim.

Kaynak:
http://www.tdk.org.tr
http://ogrenbilgi.blogspot.com/2015/01/romanhikayebiyografimakaledenemefikrama.html
http://www.nedirnedemek.com/criticism-nedir-criticism-ne-demek
http://scribesalley.blogspot.com/2008/08/difference-between-critique-and.html

criticize : eleştirmek, kritiğini yapmak, tenkit etmek, kusur bulmak
criticism : eleştiri
critique: eleştiri yazısı, eleştiri


The Difference between Critique and Criticism

Criticism finds fault/Critique looks at structure
Criticism looks for what’s lacking/Critique finds what’s working
Criticism condemns what it doesn’t understand/Critique asks for clarification
Criticism is spoken with a cruel wit and sarcastic tongue/Critique’s voice is kind, honest, and objective
Criticism is negative/Critique is positive (even about what isn’t working)
Criticism is vague and general/Critique is concrete and specific
Criticism has no sense of humor/Critique insists on laughter, too
Criticism looks for flaws in the writer as well as the writing/Critique addresses only what is on the page

Taken from Writing Alone, Writing Together; A Guide for Writers and Writing Groups by Judy Reeves

konu ne?

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook