İzmir’in Kızları, Kadınları ve Kentin Ruhu

izmir

Sabah sabah beklemedigim bir soru geldi, ‘Varmıymış İzmir hakkında bir makalem. Neymiş efendim o da yazacakmış da, esinlenecekmiş benimkinden. Hadi buyur. Ne cevap vermeliyim ben şimdi buna?
Var ama İngilizce, taa 2009’da yazmışım o yazıyı. Bir tür şehri Amerikalılara ( ya da yabancılara; anlatma yazısı: http://www.nurweb.biz/i-am-dreaming-about-izmir/
bir Türk’e İngilizce olarak İzmir’i anlatmanın gereği yok tabii ). Yani onun istediği türden bir yazı değil . Düşündüm bir süre 16 yaşındaki bir genç kıza İzmir nasıl anlatılır diye? O İzmir’de yaşıyor, ben ise Amerika’da. Benim doğup büyüdüğüm İzmir ile şimdiki İzmir aynı değil ki. Pek bir kalabalık şimdilerde. Dere tepe bina doldu.
Değişti, otobanlar çoğaldı, yeni semtler eklendi, eskinin emekli şehri daha dinamik bir şehre dönüşürken ruhunda da azıcık yaralar açıldı. Yeşili azaldı, Salhane temizlendiyse de, Bayraklı’nın girişine ne idüğü belirsiz sipsivri bir gökdelen dikildi. Birbirinin kopyası alışveriş mekanları kenti istila etti. Yani kimisi iyi, kimisi kötü pek çok şey oldu. Mesela fuar içindeki dandirik hayvanat bahçesi daha şehir dışında geniş bir alana taşındı. Neyse ki modern bir şehir olma iddiasından vazgeçmedi. Metro ulaşımı kolaylaştırdı. Henüz AKP kentin ruhunu ele geçiremedi. Ama ya hayat?

İnsan onaltısındayken hayata daha bir heyacanla sarılır. Merak eder başka hayatları, başka ülkeleri, hatta içinde yaşadığı şehri keşfetmek ister. Bense artık heyecandan çok endişelere yelken açmışım uzaktaki kentim hakkında. Pek de içimden aman da aman şöyle güzel, böyle farklı türünden ‘pohpohlayan’ bir yazı yazmak gelmedi. Zaten istesem de yazamam, yok öyle bir yeteneğim. Galiba insan belli bir yaşa varınca, sıradan şeylere hayret etmekten agzı açık kalmıyor, dibi düşmüyor hayran olmaktan hiç bir şeye kolay kolay. Ben de tam bu kıvama ermiş biriyim artık. Ama sonuçta yine de İzmirliyim, madem konu İzmir ben de bir kaç satır anlatmalıyım neden İzmir’in yerinin farklı olduğuna dair. Baştan uyarayım bu bir yıkama, yağlama yazısı olmayacak. Daha çok İzmirli bir kadının gözünden İzmirli olmak ve şehrin sunduğu yaşam biçimine değineceğim.
İzmir kadınlarını anlatan bir kaç yazı okudum gazete köşelerinde, nedense hepsi erkekler tarafından yazılmıştı. İlginç tabii, hatta içimden dırlandım. Yahu siz niye kendinizi anlatmıyorsunuz ki? Habire bir ‘kadın kısmı’ muhabbeti gazete köşelerinde? Ne iş? Doğal olarak sorarım İzmirli bir kadın olarak, pardon ama siz gerçekten bizi tanıyor musunuz diye. Şimdi ben size İzmir erkeği muhabbeti çekiyor muyum? Şöyledir, böyledir diyor muyum? Desem benimkisi sadece gözlem olur, hani benim anladığım İzmir erkeğinin, benim kafamın içindeki süzgeçten geçip yazıya aktarılmış hali olur. Yani İzmir erkeğini bence en iyi İzmirli bir erkekten dinlemek gerek. Halen beklemedeyim.

Gelelim şimdi İzmirli bir kadının İzmir hakkındaki düşüncelerine.
İtiraf edeyim ben nerede yaşarsam yaşayayım önce İzmirliyim. Orada doğdum ve hayatımın 30 senesini orada geçirdim. Bana göre Türkiye’nin en güzel kenti. Gençlik yıllarına dek dünyanın en güzel şehri olduğunu düşünürdüm. Yurt dışı seyahetlerinden sonra, öyle olmadığını anladım. Şimdilerde ise Türkiye’nin tek yaşanılası şehri olduğunu düşünüyorum.

Bir kere kentin ruhu var. Kentin ruhu da deyim yerindeyse hafifmeşrep. Aman hemen dellenmeyin hafifmeşrep dedim diye. İlla böyle deyince aklınıza hafif orospu ruhlu kişi gelmesin. Ağırbaşlı tavır takınmayan, pek de ahlak kurallarına uymayan kişi anlamında kullanıyorum. Var çünkü kelimenin böyle bir anlamı. İzmir dişi bir şehir. Kendine güvenen, kimseye kolay kolay eyvallah demeyen bir şehir. Eğlenceyi seven, rahatına düşkün. Ankara gibi bürokratik, kuralcı değil. Ya da İstanbul gibi kalabalıklar içinde insanı yalnız bırakan bir yanı da yok. Daha çok ‘içime daral bastı, hadi bir Kemeraltı yapıp gelelim’ kıvamında hatunların bol olduğu bir kent bu. Sanmayın ki dertleri alışveriş, değil ayol, maksat gezmek olsun. Gezerken de illa birileriyle buluşulur, bir yerlerde kışsa salep içilir, yazsa bolcana üzüm şırası, akşamsa Kordon’da bira, bir kaç kadeh şarap ya da rakı artık saatine göre takılınır. Hem de kızlı erkekli. Süslenip püslenilip Alsancak’a gidilip, vitrin bakmacadan, Ömerağa’da çay içmeye gidene dek bir bakmışsın saatler geçmiş. Gelelim İzmir’in en büyük farkına. Türkiye’nin geri kalanı gibi illa kadına sınırlar koymaya çalışmaz. Genci, yaşlısı kendini özgür hisseder. Bu ‘kendini özgür hissetme’ fikri yazık ki açılan copycat/ birbirinin benzeri AMV’lerde satılıp uygulanan bir şey değil. Bu ruhu oluşturmak için paradan çok, yaşam biçimine bakmak gerekiyor. Kadın erkek isteyen istediğini yiyip, istediği kıyafeti giyip, istediği mekanda rahat rahat oturabiliyor mu sen onu söyle bana. Varsay bir genç kızsın, yürümekten yoruldun, canın çay istedi, gidip bir erkek kahvesine oturup çay içebiliyor musun, kimse seni rahatsız etmeden? Ben uzun süren öğrencilik yıllarımda çok yaptım. Kimse de kızım, kız başına burda ne oturuyon deyip kafamı ütülemedi.
Biz üç kardeşiz. Ablam doktor, ağbim mimar, ben de felsefe okudum. Hepimizin okul arkadasları evimize defalarca misafir olarak geldiler, kimileri sabahlara dek ders çalışırken bizde yatıp uyudular. Ailemiz hiç bir arkadaşımıza bu kız, bu erkek, bunun başı açık ya da kapalı, bu yabancı, bu Türk diye söylenmedi. Okul arkadaşlarımla konserlere, sinemalara gittim. Geceleri canım istediğinde tek başıma Kordon’daki publara takıldım. Okulum bitti, iş konusunda ‘bunu kızlar yapamaz’ diye bir düşüncem de hiç olmadı. Bir başıma başka bir ülkeye taşınıp iş kuracağım dediğimde, ailem ‘sen bilirsin’ dedi. Engellemeye uğraşmadı. Kendime bu kadar güveniyorsam İzmir’in üzerimde çok emeği olduğu içindir. Bizim geleneklerimiz buna izin vermez hikayesi nedense İzmirli kızlara pek işlemiyor. Niye biliyor musunuz? Çünkü insan zekasının, çabasının, kadın ya da erkek olmakla bir ilgisi olmadığının farkındadır o çarşaflara bürüyüp, eline çoçukları tutuşturup eve tıkmaya çalıştığınız kadın.

Çocukluktan beri kızla erkeği ayırmaya çalıştırmadan yetiştirirsen, erkeğin de mutfağa girip yemek yapmasını, kadının da iş hayatında kariyer yapmasını doğal karşılarsan şehir de büyür, gelişir.
Şehir sadece içinde barındırdığı mekanlardan ibaret değildir. Rumeli hisarının karşısına Kadifekale’yi çıkaracak değilim. Ya da Eminönü civarındaki balık lokantaları ile Kordon’daki restoranları karşılaştırmanın bir mantığı yok. Çeşme’deki atmosferi boğazdaki bilmem ne sahili ile sınamak da manasız. Önemli olan oradaki insanların birbirine nasıl davrandığı.

Kadın kendini erkeğe paspas olarak hissetmeyip hayatın içinde yer alıyorsa, korkmadan, kendine güven duyarak, asıl buna şapka çıkarmalı, yoksa bilmem kaç tane ruhsuz TOKİ evi ya da rezidans diksen ne olur, dikmesen ne olur. Hatun oraya gece gündüz, rahatça sokakta tek başına yürüyüp içeri giremiyorsa ne anladım ben kent yaşamından?

Otobüse bindiğinde başı bağlı teyzenin yanında ayakta duran, şeffaf şifondan pantolon giymiş, içi gözüken, ama başı sıkmabaş olan kıza gülümseyebiliyorsa birileri bil ki İzmir’desin. Yani kafa kapalı ama don meydanda. Olsun, kız böyle takılıyor deyip geçiyorsan, İzmirlisindir.

Bir kaç sene önce gittiğimde Bostanlı Çarşamba pazarına uğradım. Öyledir pazara gezmeğe bile gidersin. Niye? Bakalım neler moda olmuş diye görmek için, illa alışveriş yapmak zorunda değilsin yani, bir tur atsan kafi. Aa bütün tezgahlarda renkli atletler. Kenarları hep dantel. Pek seksi, pek iç gıdıklayıcı. Kim alır ki bunları diye düşünürken, bir baktım yaşlı bir teyze geliyor elinde pazar çantası. Üzerinde kıpkırmızı dantelli atleti, pembe rujunu sürmüş, kulaklarında bordo küpeler, pazara gidiyor. Canım ya, İzmirim benim, yaşlısı bile kokoş! Gel de sevme. Hava yağmurluysa Sevinç’te yer bulamazsın benden söylemesi, orta yaşı hatunlar istila eder orayı, maksat muhabbet olsun.

Çeşmesi, Foçası, Urlası, yazın kaynıyor, gecenin bir vakti, ‘aa yaprak kımıldamıyor hadi bir denize girelim’ deyip ma aile arabaya doluşunca fark ediyorsun ki otoban dolu! Olsun, nerde eğlence orda İzmirli. Çık bir Alsancak cıvarına gece iki filan, butun yengencilerin önü kuyruk… Sahil yolu sereserpe insan yaz gecelerinde. Niye? E sıcak, bari dışarıda muhabbet edelim modunda herkes. Demek ki insanların hayat tarzlarına müdahale etmezsen özgürlüğün keyfini de yaşayabiliyorsun. O yüzdendir ki İzmirli hatun öyle fazla dayatmaya da gelemez. Hiç de erkeğe tabii filan da hissetmez kendini. Onca Izmirli kız arkadaşım oldu, hiçbirinin hayattaki en önemli beklentisi ‘hayırlısıyla bir koca bulayım’ dan ibaret değildi. Okulu bitirmek hep öncelikliydi benim zamanımda. Evlenmeden flört etmek doğal karşılanır buralarda. Mesela bir kız arkadaşım var, evlendi severek, iki çocugu oldu. Mutlu mesutlar derken, adam tuttu aldattı bizimkini. Hatta erkeğin elinin kiridir muhabeti bile çekmeye kalktı adam, hiç kızmasın ama doğulu mantığının işe yaramayacağını bilmesi gerekirdi. Sonuç, tek celsede boşandılar. Merak etmeyin kahrından ölmedi bizim kız, iki çocuğunu da hem çalışıp hem de en iyi okullarda okuttu. Halinden de memnun. Adam sandı ki bizimki alttan alacak, sineye çekecek. Öğrendi tabii İzmir farkını. Kızın ailesi de destek oldu, arkadaşları da. Kadını ezmek için bahane çok, yok gelenektir, yok dindir, imkanlarımız el vermiyordur falan filan. Bildik bahaneler. Ülkeyi yönetenlerin zihniyeti de orta çağdan kalma olunca neden bizim ülkemizde bilimsel çalışmalar az, neden ilerleyemiyoruz diye yüzsüzce sor bir de. Yol yapmakla, bina dikmekle ilerlenmiyor tabii ki. Keşke kadın kısmı bunu yapamaz, otursun evinde diyen her erkeğe İzmirli bir hatunla debate/tartışma imkanı verilse. Kimbilir belki fikirleri değişir.

İzmir sadece doğal güzelliğinden ibaret bir şehir değil, kentli olmayı vaad eden bir şehir. Yabancısı, Türkü, kapalısı, açığı, hep bir arada olmanın keyfini sürmesini isteyen bir şehir. Hemen hemen her çocuğun, çocukluktan beri tanıdığı bir yabancı arkadaşı olunca büyüdüğünde yabancı düşmanı olması da zor. Ortaokulda sıra arkadaşım İtalyandı. Lisedeyken bir Alman sınıf arkadaşım vardı. Üniversite yıllarında, Türkmen, Kazakistanlı, İranlı, İngiliz ve Amerikalı arkadaşlarım oldu. Kordon’da bir pub’a gidip Amerikalı askerlerle muhabbet ede ede Amerikan İngilizcesini öğrendiğim yıllarda, Fransız kültürdeki sergileri hiç kaçırmazdım. Çok kültürlülükse, İzmir sizi kucaklayan bir şehir, ayrıştıran değil. Belki de o yüzden İzmirlinin kendini biraz da dünya vatandaşı gibi hissetmesi.

Efes kütüphanesini görup etkilenmiyorsan, Şirince’ye gidip meyveli bir şaraptan tatmıyorsan, Çesme’de bir kumru yiyip, Alaçatı’da şöyle bir dalıp çıkayım denize demiyorsan, kentin ruhunu anlamakta da zorlanırsın be güzelim. Ama merak etme kolayı var; çık bir kaç akşam Kordon’a otur çimenlerin üzerine gün batımını izle, nasılsa bir İzmirli elindeki çiğdemi seninle paylaşıp anlatır sana sevdiceğini. Yok ben o kadar oturamam diyorsan, atla bisikletine Bostanlı sahilinde bir turla bakalım, ya da bin vapura. Elindeki gevrekten parçalar koparıp martıları beslerken tanımadığın güzel bir kız da sana katılırsa hiç şaşırma. Burası İzmir, paylaşıp hayattan keyif alanların şehri.

E bu kadar İzmir muhabbeti ettik ya, bir Sezen de dinlemeli gari.

izmir

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook