Kadın Hayır Diyebilmeli

Nisan

Yemeğe gidelim mi? diye soruyor.
‘Hayır.’
Gözüm parlak ekranda, bir yandan fotoğrafarı küçültüyorum, öte yandan, emaille gelen metni, web sayfasına ekliyorum.
‘Yürüyüşe gidelim akşamüstü.’
‘Hayır. Daha yapacak çok işim var’ diyorum ekrandan gözümü almadan.
‘Sinemaya gidelim istersen.’
Adamın ısrarına sinirleniyorum ister istemez.
‘Hayır, sen git istersen vardır bir ‘boy movie’ diyorum. Hala gözüm fotoğrafları koyduğum dosyada. Boy movie benim tabirim tabii ki, vurdulu kırdılı, içinde senaryo ve oyunculuktan ziyade aksiyona ağırlık verilmiş tüm filmleri bu kategoriye atıyorum.

Beş dakika sonra alt kattan onun yukarıya seslendiğini duyuyorum.

‘Çay ister misin?’
Otomatiğe bağlamışım
Bağırıyorum ‘Hayır’ diye.

Kısa süre sonra çalışma masama uzatılan fincana bir göz atıp ‘Hayır ‘ diyorum.
‘Çayyyyy ‘ diyor bu kez. Aksanlı aksanlı Türkçe çay demesi hoşuma gidiyor.
‘Ha çayyyy, ver yahu’ diyorum.
‘I wonder how many ‘no’ you say every day’ diyor.
Türkçesi ‘her gün acaba kaç defa hayır diyorsun merak ediyorum.’
Adam haklı aslında ne çok hayır diyorum. Bana kim ne sorarsa sorsun alıştırmışım kendimi ilk cevap hayır oluyor.
Halbuki bilmiyor ki o hayırların sayesinde ben olabildim. Amerika dibine dek bireyselliğin yaşandığı bir ülke. Bireysellik o kadar abartılmış ki hemen hemen aklınıza gelecek her şey tek kişiye yönlelik pazarlanıyor. Diyelim gittiniz bir markete TV dinner ( televizyon önünde yenmesi için hazırlanmış bir porsiyonluk yemek tabakları, mikrodalgada ısıtılmalık ) denen yiyecekler aile kategorisinden fazlaca yer tutar.
İnsanların birbiriyle ilişkilerinde öncelik çıkar ilişkilerine dönüşmüs durumda. Tek kişilik hayata o kadar vurgu yapılırsa olacağı nedir? Herkes biraz yalnız. Güzel evlerde oturuyorlar ama kimse kimseye gidip gelmiyor. Apartmanlarda oturanlar yan dairedekini tanımıyor. Tanımak için zerre çaba da harcamıyor. Çocuklar 18 yaşına basar basmaz kapı önüne konmasa şanslı sayılıyor. Böyle olunca yaşlılar da emeklilik günlerinde yaşlı bakım evlerinde hayatlarını sonlandırıyorlar. Aile birliği denen kavram, televizyondaki eski filmlerde kalmış.

Türkiye’de ise geleneksellik bireyselliğin önündedir halen. Yavaş yavaş bu da ekonomik koşullar nedeniyle zayıflıyor. Küçük Amerika olarak adım adım izlesek de, kendi değerlerimizi kaybetmeye bu kadar meraklı olmak çok mu gerekli diye düşünüyorum.

Kapitalizmin bireyi bu kadar övmesi pazarlama harikası tabii ki. “Özgür ol, istediğini yap” sloganı aslında içinde bireyi giderek yalnızlaştıran, tüketim nesnesi haline getiren bir dayatmanın ürünü.

Belki de bu yüzden ortalama bir Amerikalı hayatının bir döneminde bir psikoloğa gitmiştir. Zira derdini anlatacak dostu olmaya ne fırsatı olmuştur ne de çaba harcamıştır. Ama modelini habire değiştirdiği yeni bir cep telefonu vardır, güzel bir arabası da. Evindeki elektronik aletler hayatını kolaylaştırmıştır, yine de para kazanmak en önemli konudur. Kazandıkça daha çok tüketir, tükettikçe daha çok borca batar. Bu durum çoğunluk için ölene dek değişmez.

Türkiye’de geleneksel hayatın altı çizilse de üretmeden tüketen bir toplum haline dönüştürülmek için iktidar ve medya elele bireyin kafasını ütülemeye her gün devam etmekte.

Geleneksellik kavramı da içi epey boşaltılarak toplumun bir kısmını ezelim, bol tüketelim, iktidara tabii olalıma dönüşmüş.

Kadın kısmı çalışmasın, evde otursun, en az üç çocuk yapsın, bol televizyon seyretsin. E peki adam ne yapacak? O çalışıp aileye bakacak. Yani bir kişi evdeki dört kişiyi bakacak. Peki bu kadar çocuk ne şartlarda, nasıl okuyacak? Okumasa da olur diyenler, okumayan kişilerin bu devirde iş bulma şansı nedir sorusuna mantıklı bir cevabı var mıdır?

Bu arada ekonomik özgürlüğü olmayan kadın ne kadar mutludur bilen var mı? Ya da kimsenin umurunda mı? Eşitliğin olmadığı hiç bir ilişki sağlıklı değildir. Eninde sonunda bir yerden çatlak verir. Kendine kötü davranan adamı bırakıp çekip gidebilme yetisi olan kaç kadın var? Kadın onca zahmete katlanıyorsa çaresi olmadığı için katlanıyor. Sen toplumun yarısını ez, ( kadınları ) sonra da hayal kur kendi kendine biz ileri milletiz filan. Farkında mısınız devir teknoloji devri. Teknolojisi iyi olan toplumlar ilerliyor. Sen hala kadın kısmı evde otursunlarda kalmışsın. Müslüman ülkeler teknoloji konusunda nal topluyor mu, sen ona bak. Hem toplum bana itaat etsin, hem yarı iş gücüyle çalışılsın, hem de ‘biz ileri toplumuz’ hikayesi oku. Sen kadına değer vermediğin sürece daha çok nal toplarsın.

Yok öyle hikaye geleneklerimiz adıyla hatun kısmının başındaki saça, giydiği kıyafete karış, eğitim verme, iş yapmasını engelle, sonra da toplum ilerleyecek mavalını oku.
Daha küçük yaşlardayken çocukların okullarını ayırmaya çalış, kız çocuklarının önüne yüzlerce sen şunu yapamazsın, sen bunu yapamazsını dayat, dini mümkün mertebe işine geldiğince kullan, sonra da ilerleme bekle. Daha çok beklersin.

Kızlarınıza önce hayır demeyi öğretin. Her şey bazen bir ‘hayır’ kelimesi ile başlıyor. Bir kızın en büyük ideali bir koca bulmak olmamalı. Önce bir kendi ayakları üstünde dursun bakalım. Elinde bir mesleği olsun, kafasındaki saça, üzerindeki eteğe karışan adama ‘sen kim oluyorsun’ demeyi bir öğrensin. Birey olsun, erkeğe paspas değil. Marifet mutlu bireyleri topluma kazandırmak, yarısı ezilmiş, diğer yarısı şişkin egolardan oluşan toplum çuvallamaya mahkumdur.
İpin ucunu kaçırmanın alemi yok, Amerika gibi bireyselliği göklere çıkarmak gerekmiyor, ama geleneksel ayaklarıyla bireyi ezmenin de alemi yok.

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook