Karar vermeyi bilmeli

kanseri yenmeli, karar ver yeter

Doktorunuz size kanser olduğunuzu söylediğinde ilk haftayı atlatmanız güç olacaktır. Bu zaman içerisinde isyan etmeniz, ağlamanız, karamsar olmanız son derece doğaldır. Hayatınızda başınıza gelmiş tüm olumsuzluklar bir bir gözünüzün önünden geçer. Bu yetmezmiş gibi ardınızda kalacaklar için de üzülmeye başlarsınız.

Size tavsiyem bu durumu fazla uzatmamanız. Zira hastalığınızın gidişatını kötü etkilemekten başka bir işe yaramıyor. Yapacak çok daha önemli işleriniz olacak tedavi süreciniz boyunca. Tedavinizi nasıl yöneteceğinizi planlamak kanseri atlatmanız için gereklidir. Varsayalım kansere yenik düşeceğinizi düşünüyorsunuz. Buna inansanız bile hayatta olduğunuz süreyi nasıl geçireceğinize dair ciddi kararlar vermeniz gerekiyor. Bunu başkalarından beklemek ( doktor, eşiniz, çocuklarınız, ya da sevdiğiniz kişiler ) hem hayal kırıklığına açık davetiye vermeye benzer, hem de onları büyük bir yükün altına sokar.
Verin kararınızı, hayatta kalmak için mücadele edecek misiniz? Edeceksiniz sürekli yakınan, kaderci biri mi olacaksınız yoksa ben bunu da atlatırım deyip elinizden geleni yapan biri mi olacaksınız? Tercih sizin.

Kanserle mücadele zorlu bir maratona benzer, iyi hazırlanırsanız birincilik madalyası almasanız bile başarıyla bitirme gururu size yeter de artar bile. Zira herkes maraton koşamaz, artalama bir zekaya sahip olanlar bilir bunu.

Unutmayın tedavinizin planını sadece doktor yapacak sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kemo terapi, radyo terapi, ya da ameliyat işin teknik kısmı, tabii ki bu kararları doktorunuz size tavsiye edip yönlendirecektir. Ama asıl önemli olan sizin zihninizi ve bedenizi buna nasıl hazırlayacağınızdır.

Daha tedaviye başlamadan önce bir yol ayrımında olduğunuzu bilerek sizi bu maratona hazırlayacak ekibi iyi seçmeniz gerekiyor. Kanser tek başına üstesinden gelinmesi zor bir durum. Eğer bir eşiniz varsa yolun başındayken alın karşınıza açık açık konuşun. Size tam destek verecek mi, yoksa topuklayıp kaçacak mı bilin. Zira tedavinizin ortasında, hayatınınız en zorlu sürecinde size yararı olmayan biriyle uğraşmanıza hiç gerek yok. Yok eğer lafta kalacaksa verilen sözler, yol yakınken aileniz varsa onlardan yardım isteyin, yoksa sevdiğiniz dostlarınıza dört elle sarılmanızın zamanıdır.

Yapmanız gereken ilk iş pozitif düşünmeyi öğrenmek olmalı. Pollyannacılık oynayın demiyorum, ama unutmayın ki sağlık söz konusu olduğunda kimse çok kesin bir bilgiye sahip değildir. Kanser olmanız illa öleceğiniz anlamına gelmez. Kendimi örnek vereyim, Amerika’da görüştüğüm tüm doktorlar altı ay içinde öleceğim konusunda hemfikirdi. Sonuç: Hayattayım. Demek ki büyük laf etmemek gerekiyormuş. Şimdi bunu elin Amerikalı doktoruna anlatsam ne olur, anlatmasam ne olur. Kültür farklılığı deyip geçelim.

Zor günlerinizde kendinize örnek alacağınız kişiler bulun. Bu sizi berbat anlarınızda ayakta tutacaktır. Böyle birileri yoksa hayatınızda bu bir roman kahramanı bile olabilir. Yeter ki pes etmemeniz konusunda sizi yüreklendirsin.

Radikal kararlar almanız gereken bir dönemdesiniz, çekinmeyin aldığınız kararlardan. Çevrenizde sizi negatif etkileyen kişiler mi var, fırsat bu fırsat deyip çıkarın hayatınızdan onları. Uzun vadede çok daha rahat edersiniz. Cümlelerine ‘allah kurtarsın, bizim bir yakınımız vardı, şöyle iyiydi, böyle iyiydi, çok çekti garibim, ama öldü gitti’ diyen tipler var ya, hah gösteriverin kapıyı kendisine. Eğer siz kanserle mücadele ederken en çok ihtiyacınız olan morali veremeyecek kadar aciz bir yapıya sahipse, ondan ne köy olur ne kasaba.

Kendinize örnek alacağınız kimse illa hatun olacak diye de paralamayın. Ben bir ara paraladım ne gerek varsa, ondan böyle bir laf ediyorum. Hastalığın ve cesaretin kadını erkeği olmaz. Benim tanıdığım tüm kanserli kadınlar nedense hep sürekli hayattan yakınan, başlarına gelmiş kötü olaylardan hemen herkesi, her şeyi suçlayan, kaderinin berbat yazıldığına inanan kişilerdi. Düşündüm de hiç de örnek alabileceğim kimseler değildi. Oysa farklı zamanlarda arkadaş olduğum, kanseri yenen iki erkekten öğreneceğim çok şeyler vardı.
Unutmayın ki bir hastanın yaşadığı sıkıntıları gerçek anlamda hisseden yine o hastalıktan muzdarip bir başkasıdır. Yani bildiginiz eşekten düşenin halini en iyi eşekten düşen anlar durumu.

Ettore İtalyan bir ressamdı. Onunla tanıştığımda yetmişli yaşların başındaydı. Son derece entellektüel, hayat dolu biriydi. Çevirmenliğini yaptığım dönemde, bir gün ameliyat izini görünce sormuştum, ‘ne oldu’ diye. Ben, o ve Fortunato sahilde yürüyorduk. Fortunato, onun her yere birlikte gittiği av köpeğiydi. Eliyle havada önemli değil gibisinden bir haraket yapıp, ‘kanser olmuştum da, ameliyat izi’ demişti. Sanki soğuk algınlığından bahseder gibiydi. 29 yaşındayken ender görülen bir kanser türüne yakalanmış, Roma’daki doktorlar ona öleceğini söylemişler. İtalya’nın küçük, ücra bir şehrinde bir doktoru ikna edip ameliyat olmuş, bir süre sora da iyileşmiş. Kanser hikayesini toplasan yarım saat içerisinde önemsiz bir olay gibi anlatmıştı sorularım üzerine. İzmir’de yaşadığı üç yıl içersinde bu konudan bir daha hiç bahsetmemişti bile. Onun bu tavrı çok şaşırtmıştı beni. Demek hayata sıkı sıkı sarılırsan her güçlük yaşantında izler bıraksa da, yoluna devam edebiliyorsun. Ben onunla tanıştığımda 3 kez evlenmiş, iki oğlu bulunan, hala keyifle resimler yapan bir adamdı. Sabahın beşinde kalkıp köpeğiyle uzun yürüyüşler yapan bu İtalyan bana hayata bağlılık konusunda sıkı bir ders vermişti ben daha 28 yaşımdayken.

Sonra Jocahim ile tanıştım. Yazın ortasında upuzun kollu gömlekle gezen, kel kafalı bir Almandı. Kuşları sevdiğinden, ta Heraklia’ya gelmiş, kuş gözlemciliği yapıyordu. Niye yazın sıcağında uzun kollu gömlekle gezdiğini sorduğumda bana kemo terapi aldığını açıklamıştı. Kafasından hiç çıkarmadığı şapka, onu kemodan sonra dükülen saçlarının dibindeki kafa derisini koruyordu. Çok etkilenmiştim hayata bakış açısından. Bu incecik, soluk yüzlü gencin kemo terapiye rağmen dilini bile bilmediği bir ülkeye gidip kuşları seyretmesi ne kadar da ilginçti.
Demek ki insanlar sevdikleri şeylerden sırf hasta oldum diye vazgeçmemelilerdi. Her ikisi de bir kez bile hastalığından yakınmamıştı.

Kendime onları örnek alırken, sürekli oram buram ağrıyan bir kadın olmaktansa beni ne mutlu ediyorsa onlara yöneldim. Enerjimin düşük olduğu günlerde sadece fotoğraf çektim, yazı yazdım. Biraz toparlandığımda ise yürüyüşler yaptım, bisiklet sürdüm, bahçeme domatesler ektim.

Önemli olan önceliklerinizi sıralayabilmek. Moralinizi düzgün tutmak yapacağınız en önemli adım, sonrasında iyi uyku, doğru beslenme ve etkili bir tedaviyle kanseri de yenmeniz mümkün. Yeter ki çaba harcayın.

Referanslar:
https://www.facebook.com/cervicalcancerinfo
http://www.nurweb.biz/cancer/

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook