Kılsız tüysüz günler

bald head

Neredeyse üç aydır kelim. Başlangıçta garip gelse de kel görüntüme alıştım. Hatta çok da rahat olması hoşuma bile gitmeye başladı diyebilirim. Senelerce uzun saçlı bir hatun olarak yaşayıp, tokaydı, taraktı, yok saç yüzüme gelmesin, aman rüzgar var çekim yaparken saçım fotoğraf makinemin önünde uçuşmasın diye uğraşmaktan sıkılmışım demek ki de haberim bile yokmuş bundan.

4.5 ay süren kemo terapi tedavim bitti nihayet. Geçen yılla karşılaştırırsam bu yılki kemo terapinin hiç bir insanı helak eden yan etkisi olmadı. Bir tek değişiklik kelliğe adım atmamdı. Gerçi saçımı kazıttıktan bir ay sonra minicik saç telleri çıkmaya da başladı havaalanı pisti gibi olan tepemde. Kafa halen kel ama, kirli sakal görünümlü bir kele döndü. İlk hafta kelliğe alışmakla geçti. Yadırgadığım görüntü bir süre sonra kanıksadığım görüntü oldu. Neyse ki öyle kıla tüye takan bir hatun değilim. Ama kabul ediyorum ki pek çok kadın için kel olmak bir sorun teşkil ediyor. Benim için durum farklıydı. Öncelikle zaten kemo terapi ilaçlarının beni kel yapacağını doktor söyleyince hemen saçımı kazıttırmıştım, yani zihinsel olarak kendimi hazırlamıştım bir nevi.

Daha kel olmadan iki tane peruk bile almıştım. Hatta işi abartıp bilimum renkte, pahalı olmayan değişik peruklar da aldım sonra Ebay’den. Ama kısa sürede şunu öğrendim, peruk almakla iş bitmiyormuş.
Peruk takmak ne zormuş meğersem! Zaten kafanın kel olduğu ilk hafta hiç bir şey takılacak durumda olmuyor, zira kafa derisi acıyor. Taze pembe deri epey duyarlı. Bırak peruğu, yastığa kafayı koyunca bile insanın canı yanıyor.

Bunu tahmin etmemiştim. Neyseki evdeki doğal kel Kızılderili bu konuya da çözüm buldu. Adamın zekisi gibi yok, her konuda işe yarıyor. Rob’un tavsiyesi üzerine kafama hindistan cevizli nemlendirici krem sürdüm günde beş altı kez.
Derinin kuruluğu kısa sürede azaldı ve kel kafam güneş altında pırıl pırıl parlamaya başladı. Hemen size hatun kısmının kel kaldığında yaparsa rahat edeceği yöntemleri anlatayım.

kellik

Bir erkeğin kel olması yadırganmaz ama bir kadının kel olması dikkat çeker. Bu sizi rahatsız edecekse kendinizi buna karşı zihinsel olarak hazırlamanız gerek. Siz nasıl rahat edecekseniz, hangi görünümde olmak istiyorsanız onun için çaba harcayın. Kemo terapi zorlu bir süreç olacak, kendinizi yorgun hissedebilirsiniz, o yüzden terapiye başlamadan önce peruk, eşarp, şapka alışverişinizi yapın derim.
Pek çok seçenek var perukta, ama kısa peruğu tedavi sırasında kullanmak daha kolay diye düşünüyorum. İyi bir peruk ciddi paraya satılıyor, almadan mutlaka denemelisiniz. Ben perukla çok gezmeyeceğimi bildiğimden, ucuz olanlarından alıp işi eğlenceye vurdum. Mor, gümüş, kırmızı, kıvırcık siyah gibi modellerle resim çekmenin dışında doğru düzgün kullanmadım bile.
İki sebepten ötürü:
Birincisi dediğim gibi kafa derisi çok hassas olduğu için ne taksam canım yanıyordu, o yüzden peruğu takmamla çıkarmam bir oluyordu. Zaten sonradan öğrendim ki, peruğun altına kafanıza ince bir bere takmak gerekiyormuş, yoksa peruk kayıp düşüyor kafadan. Ne bileyim ben hayatta peruk takmışlığım yoktu, sonradan öğrendim, youtube bununla ilgili bilgilerle dolu.
İkincisi perukla oturup kalkmak da zormuş. Hele yastığa yaslanınca iyice peruk yerinden oynuyor. Yani bayağı bir peruk eğitimi almak gerek düzgün kullanabilmek için.
Kış zamanı bir terapi aldığım için, özellikle geceleri kafam çok üşüyordu. Gece bereyle de yatılmıyor, zira polar bere de çok sıcak tutuyor, üstelik fazla kalın. Night cap denen ( gece takkesi denebilir ) penyeden yapılmış bere aldım. O bile sert gelince kafama anladım ki iş başa düştü. Eski atletlerimi kesip bir kaç tane bere diktim ve rahat ettim. Zira kullanılmış penye yumuşak oluyor, kafa derisini hiç acıtmıyor.

Dışarı çıkarken mutlaka şapka takın, eğer güneşe çıktıysanız şapkasız en fazla 3-5 dakika kalın, yoksa deri inanılmaz yanıyor benden söylemesi. Yok ben domates kafayla gezerim diyorsanız siz bilirsiniz ama gece tepeniz yanık halde nasıl uyursunuz ben bilmem, o yüzden kafanıza bol bol krem sürün, hem kaşıntınız azalır ( kuru deri kaşıntı yapıyor ) hem de cildiniz nemlenmiş olur, hem de gelecek olan saçlar diken gibi çıkmaz kafanızda.

Saçınızı her gün çok yumuşak bir fırça ile tarayın. Kel kafayı niye tarayayım ki demeyin, kuru derilerin dökülmesine yardımcı olur, sizi rahatlatır.
Şampuan kullanmasanız bile yumuşatıcı özelliği olan bir sabunla ılık suda yıkayın sık sık. Ben zeytinyağlı beyaz sabunla yıkadım bolcana, çok iyi geldi.

Saçınız terapi bittikten sonra yeniden çıkıyor o yüzden dert etmenize gerek yok. Kel olmak dünyanın sonu değil. Laf aramızda saça takıntılı, görünüş her şey diyen bir kadınsanız karma sizi fena yakaladı diyeceğim, isterseniz geç de olsa daha önemli konulara ilgi göstermeye başlayın.
Hemşireler saçların geri çıkacağını sürekli söylüyorlar. Her hafta kan tahlilimi yapan Julie “it will come back, salt&pepper style usually” deyip moral vermeye çalıştı hep. Salt&pepper kısmına da bayıldım, bildiğin siyah beyaz, daha doğrusu kırlaşmış saçların kibar hali diyebiliriz. Önceleri niye acaba habire saç konusunda moral vermeye çalışıyorlar diye merak ediyordum, sonra düşününce anladım; kadınların çoğu görüntüyü ön plana çıkarıyor. Yani saç filan acayip önemli onlar için. Mesela sıradan bir yiyecek satan dükkanda bile, şampuan bölümünün yanındaki koridor baştan sona takma kirpik, takma ekleme saç, boya ve saç kabartıcı ürünler ile dolu Amerika’da. Yani saça makyaja adanan ürün sayısı inanılmaz boyutlarda. Halbuki buna harcanan para ve zaman yerine, kanser tedavisine ya da diğer hastalıklara bu paranın yarısı harcansa sanırım kansere çare bile bulunurdu diye düşünüyorum.

Tabii ki bu arz talep meselesi, adamlar onca ürünü boşuna satışa sunmuyorlar, demek ki alan çok. Hatunlar kafanızdaki kıllar, yüzünüzdeki makyajla bu kadar uğraşacağınıza azıcık daha sağlığınıza önem verseniz belki de bazı şeylere çözüm bulma süreci hızlanır ne dersiniz?

Mesela serviks kanserini önleyici HPV aşısı bundan 20 yıl önce yoktu piyasada. 2006’da ilk aşı Avrupa’da kullanılmaya başlandı. 20 yıl önce saç boyası vardı ama.

Narin başı üşütmemek en önemli konunuz. Eşarp ve şapkalar bunda çok önemli rol oynuyorlar. Boyna takacağınız bir fular da ensenizin üşümemesini sağlıyor. Tam kelliğe alıştım diye bahçede oturmuş keyif çayı içerken minik bir böcek gözümün içine kamikaze uçuşu yaptı. Birden acayip canım yandı. Hemen banyoda yüzümü güzümü yıkadım. O an farkettim ki yahu sadece kel değilim aynı zamanda kaş ve kirpiklerim de dökülmüş. Böylece güneş gözlüklü günler sezonunu da açmış bulundum.

night cap

Böcektir, sinektir, rüzgar sert esti filan deyip yakınmanın alemi yok, hiç bir şey beni güzel havalarda dışarıda yaptığım yürüyüşlerden alı koyamaz.

Hemen gidip bir kaç göz kalemi aldım, siyah, kahverengi, koyu mavi ( niye olmasın, maksat eğlence değil miydi ) başladım her sabah yüzüme kaş göz çizmeye. Hatta işi iyice abartıp sinirli bir mavi kaş çizeyim, yok bu sefer gülen bir kaş olsun deyip yüz ifademle epey dalga geçtim bir süre.

Kışın solgun renkleri içimi baymıştı gri günlerde sarı camlı gözlükler aldım, her yer “saturated”, canlı renklere bürünmeye başlayınca ( gözümü de korumuş oldum böylece ) keyfim iyice yerine geldi.

Yıllar önce bir mor kaşlı biriyle tanışmıştım. Kadın kaşını mor dövme yaptırmıştı. Çok ilgimi çekmişti o zamanlar. Demek yıllar sonra dövme olmasa da kendime mor kas çizmek bana da nasip olacakmış öğrenmiş oldum.

Evet kılsız tüysüz günlerimin keyfini sürerken size vereceğim öncelikli tavsiyem şu olacak: kılı, tüyü dert etmeyin. Önemli olan kansere yenik düşmemeniz. Sizi ne eğlendirecekse bu süreçte onu yapın. Eğer peruk takayım derseniz peruk takın, yok ben eşarpla idare ederim diyorsanız eşarplar alın, ben bere şapka severim derseniz o da olur. Ben hepsini denedim, galiba kel kalmayı epey de rahat bulduğum için kendimi tedavinin başarılı olması için yaptığım iyi beslenme, spor ve vitaminleri doğru kullanma konusunda eğittim, kelliği pek iplemedim.

Unutmayın ki önemli olan kel olmanız değil, kemo terapiyi en az hasarla atlatmanızdır. O yüzden gereksiz üzüntüler çıkarmayın kendinize, kıl tüy değil yaşama azminiz sizi hayatta tutacaktır. Hatta tüysüz kalmanın keyfini sürün. Saç tarama derdiniz yok, saçlar döküldü, saçımı yıkamadım diye evden çıkmamazlık etmeyin. Millet kel kafamı görürse ne der diye de kuruntulara kapılmayın, kel kafaya laf edecek, dalga geçecek bir insan zaten pek insan karekteri taşımıyordur dikkate almaya değmez.

Referanslar:
https://www.facebook.com/cervicalcancerinfo
http://www.nurweb.biz/cancer/

mektup






NOT:
Makalemi okuyup beğendiyseniz paylaşabilirsiniz, hatta gönlünüz genişse daha çok yazmam için beni motive edebilirsiniz. Motive etmek çok kolay; ister pozitif bir email yollarsınız, isterseniz ufak bir DONATE yazılı yere basıp PAYPAL aracaılığıyle bağış yapabilirsiniz.

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook