Portland’dan haberler

teller

Portland şehrinin sloganı “Keep Portland Weird” kabaca şöyle çevrilebilir ‘bırak Portland tuhaf kalsın’. Bir şehrin tuhaf olması gurur duyulabilecek bir özellik midir derseniz, ben buranın yerlisi olmadığım için cevap veremem. Yine de şunu yazabilirim; yerli halk gerçekten bunu önemsiyor. Üstelik şehri eğlenceli kıldığı kesin.

Portland küçük bir şehir. Devasa bir şehir merkezi, New York’taki gibi gökyüzünü delen gökdelenleri yok. İçinden Willamette nehiri geçen bu yeşil şehir, bisiklet sevenlere kilometrelerce güvenle süreceği bisiklet yolları sunan, birbirinin aynı bina yığınları yapmak yerine kendine özgü semtlerini olduğu gibi korumaya çalışan bir şehircilik anlayışına sahip. Mesela Sellwood 1910’li yıllardan kalma eski evleri, 80-100 senelik ağaçların olduğu tertemiz sokaklarıyla adeta sizi yollarda yürümeye davet eder. Onlarca küçük micro brewery / birahanesi gençlerle tıka basa doludur.

Batının en liberal şehirlerinden biridir. İster gay ol, ister muhafazakar, kimse kimsenin kılığına kıyafetine, yaşam şekline karışmaz. Havalar biraz ısındı mı, hele bir de 30 dereceyi bulduysa yollarda bikiniyle gezen kızlardan tutun da, bisiklet tepesinde üstü çıplak, g-string giymiş mavi, yeşil, mor uzun saçlı, dövmeli, genç erkekleri görmeniz mümkündür.

Bu şehrin en sevdiğim yanı ( PDX havalanı dışında ) eski sinemaları. İki hafta önceydi Laurelhurst sinamasında Aloha filmine gitmiştik. Hava sıcak olduğu için önceden sinemanın içine girmek istedim sırada beklemek yerine. Bilet satıcısı kaş göz işareti yapınca, herhalde biletim olmadığı için beklememi istiyor diye düşünüp yeniden sıraya girdim Rob’un yanında. Biletimizi alırken adam bana kimliğinizi görebilir miyim diye sordu. Önce anlamadım, sonra hemen sordum ‘niye’ diye. Biletçi aynen şunu dedi camdaki yazıyı işaret edip “sinemada içki satıldığı için 21 yaşından küçükleri almıyoruz” . Önce uzunca bir kahkaha attım. ‘Are you kidding right’ dedim adama. Şaka yapıyorsunuz değil mi? Sonra da şapkamı çıkarıp, kel kafamı adama gösterip ‘iyi de ben 46 yaşındayım’ dedim. 3 yıldır kanser tedavisi gören ben, kafamda saç bile yokken adam benim 21’den genç olduğumu düşündü, sen çok yaşa iyi mi! Nasıl güldüm, nasıl keyiflendim anlatamam. Dükkan kapalı ama mihrap yerinde tabirine uygun örnek ben, tüm filmi sırıtarak izledim.
Film çıkışı eve dönerken trafik çok yavaş ilerliyordu. Önce arabanın sağ tarafından bir kız geçti, bisikletin tepesinde kırmızı jartiyerleri, dantelli külot vardı üzerinde sadece. Havalar sıcakladı ya, millet soyunmuş yine diye düşündüm önce. Ardından mor saçlı, penye mor küloduyla, göğüslerine pullar yapıştırmış bir kız arabanın önüne geçti. Onları takiben genç bir oğlan kafasında kuş tüyleriyle eski bir bisikletin tepesinde onları takip etti. Hemen ardından başka bir genç, pembe bir tütü ile bisikletini sürüyordu. Pembe ince tüllerin arasından görünen siyah kıllı bacaklar oldukça komik biz tezatlık yaratıyordu. Sokağı dönünce önümüzdeki yarı çıplak bisiklet tepesinde giden 15-20 kişilik bir grubu daha gördük. Rob’a dönüp ‘bugün çıplak bisiklet sürme günü mü?’ diye sordum. ‘Galiba’ dedi. Hemen twitter’a baktım, yılda bir kez yapılan çıplak bisiklet sürülen güne katılan bisikletçilerin twitleri ekrandaydı.
http://pdxwnbr.org/
http://www.worldnakedbikeride.org/

“Gidip fotoğraf çeksek mi ki?” diye sordum. Rob, ‘hava çok sıcak boşver’ deyip umursamadı. Bu arada hava sadece 29 dereceydi.

Kabul etmem gerekir ki Portland çıplaklıkla pek barışık bir şehir. Sadece çıplaklık değil tabii ki, özgür olan tüm fikirlere kapılarını ardına dek açan bir şehir.
Mesela geçen yıl şehir merkezinde halka açık bir konuşma yapan ünlü bir politikacıyı kalabalığın ön safhalarında çırılçıplak protesto eden adam, beklenenin aksine gözaltına alınmadı, tutuklanmadı, zira çıplak da olsa protesto etmek fikir özgürlüğü kapsamında olduğu için polisler, o pek ünlü politikacı, uzunca bir süre anadan üryan adamı seyretmek zorunda kaldı.

Nehir kenarıdaki parklarda güneşlenen çıplak kıçları saymıyorum bile. Onlar hayatın doğal akışı içerisinde insan bedenini bu kadar tabulaştırmamak gerektiğine kanıt misali manzaranın bir parçası deyip üzerinde durmadığımız görüntülere dönüşüyor.

Günlük dilemmamdı benim, İzmir’in yeri kalbimde ayrı olduğu için acaba yeniden dönsem mi ki diye düşünürüm sıklıkla.

Ta ki bu sabah çayımı içerken Portland twitterında gördüğüm bir haberi okuyana kadar. Kabul ediyorum, her ne kadar İzmir’i sevsem de Portland’in tuhaflığında başka bir şehri bulmak zor.

Türkiye’nin en liberal, en özgür şehri bile olsa, çıplaklık ve seks tabu olan kavramlar halen. Oysa Amerika’da (Portland’da yaşayan) insanlar seksi hayatın bir parçası olduğunu kabul edip, hatta bunu komediye dönüştürmüşler bile.

Habere göre Portland sokaklarında elektrik tellerine asılı dildolar varmış. Bugüne dek pek çok tuhaflığı görmüş olan ben bile, bu habere epey şaşırdım diyebilirim.

Acaba asparagas mı diye düşündüm. Twitterdaki bir kaç resmi görünce olmadığını anladım. Araştırmacı gazeteci ruhum canlandı birdenbire. Gerçi gazeteci değilim ama olsun, böyle bir ruh varsa, eminim bana da takılmak ister arada sırada. Çayımı yudumlarken, “Rob hadi gidip dildoların resmini çekelim bak bundan güzel yazı konusu çıkar” dedim. “Olur” deyince 300mm telefoto lensi alıp atladık arabaya. Normalde ayakkabı, gömlek filan asılı olan telleri görmeye alışkın olan ben, dildolu telleri epey merak ettim.

Kafamada bir yığın soru vardı elbet:
Kim bu dildoları o kadar yükseğe atmış?
Dildonun sapı, kancası filan yok ki, nasil telde asılı duruyor?
Acaba bu çılgın bir artistin “sanat” projesi filan mi ki?
Onca dildoyu nereden bulmuşlar?
Şimdi bu dildolar yeni mi, yoksa kullanılmış mı?
Elektrik teline asılı dildo, trafoyu patlatır mı?
Acaba yeni açılacak olan bir seks oyuncakları dükkanının reklam numarası mıydı bu?

Gelişmiş ülke ile gelişmemiş ülke arasındaki fark bu mudur acaba?
Garibim Turkiye’de kaçak elektrik alır, kanca atar, çarpılır, çarpılmazsa bir süre kaçak elektrikle yaşar. Burada elin adamı sokak direklerine dildo asar.

Bir kaç sokak gezdikten sonra renkli dildoları bulduk. Ana cadde üzerinde elektik telinde asılı bir çift dildo, rüzgarda hafifçe sallanırken, insanlar restoranlarda yemeklerini yiyip, kafelerde kahvelerini içmeye devam ediyorlardı. Pek kimsenin umurunda değildi galiba.

Gördüğüm dildolar hep ikiliydi. Yani birileri itina ile iki dildoyu bağlayıp telin üstüne atmış. Ne azimdir bu, iki üç tane değil şehrin çeşitli sokaklarında 100 ‘e yakın dildo öyle havada sallanıyor.

Dildo nedir bilmeyenlere açıklamak için yazayım, dildo çakma penis, ya da plastik/silikondan yapılma penistir.

Fotoğrafları çektikten sonra yakındaki bir Thai restorana gidip, çakma penisleri atanların kimler olacağına dair uzun uzun geyik muhabbeti yaptık.

Keep Portland Weird” sınır tanımıyor arkadaşlar her gün bir yenilik buralarda. Yolunuz düşerse kafanızı kaldırıp elektrik tellerine bir bakın, kimbilir neler sarkıyordur.

dildos

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook