Sağlık Bakanlığı mı SS Toplama Kampları Bakanlığı mı?

bakanlik

Emekli olduktan 2 yıl sonra dün, ilk kez zorunluluktan Sağlık Müdürlüğüne gittim. Zorunluydum çünkü, pasaport yenilemek içim Emniyet Genel Müdürlüğü emekli olunan kurumdan bir yazı istiyor. Bu konuda kendi internet sitelerinde gayet net açıklama var.Yani pasaport almak istiyorsam oraya gidip o yazıyı almak şart, o kadar.

Sağlık Müdürlüğüne gitmem gerektiğini öğrendikten sonra içime çöken kasvet ve bunaltıyı tahmin etmeniz olanaksız. Çalışarak geçirdiğim yıllar boyunca müdürlük ya da bakanlıktan personeline gelen; ne bir iyi haber, ne bir iyi davranışa şahit olmadım, duymadım, görmedim, gazetelerde okumadım.

Sağlık personelinin sahibi olan kuruma karşı duygumu anlatırsam şöyle tanımlayabilirim: Geçen yaz gittiğim gezide Nazilerin onbinlerce Yahudiyi katlettikleri kamplardan biri olan Terezin Toplama Kampını gezmiştim. O kampı gezerken yaşadığım bunaltı, insanın insana siyaseten veya sadece canı istediği için yaşattığı o eziyet etme, o ezme, o işkence etmek, edebilmek gücüne sahip olma keyfinin somutlaşmış, cisimleşmiş hali bu toplama kampıydı. Berbat bir yerdi, insan olan insanlığından utanır. Böyle kamplara insanları tıkmışlar, tüm varlıklarına el koymuşlar, aileleri bölmüşler, yaşadıkları yerlerden çok uzaklarda olmasını sağlamışlar, doğal olarak tüm sosyal desteklerini kesmişler, bir süre yarı aç yaşatıp zorunlu çalışmalarını sağlamışlar. Daha sonra bu da onlara yetmemiş, kalanını da öldürüverelim demişler ve çeşitli öldürme yolları geliştirmişler.

Şimdi Nazilerin bu yaptıklarını bizim bakanlığınkiyle kıyasladığımda arada dağlar kadar fark göremiyorum.Şimdi memleketimde ‘’doktor’’a mecburi hizmet denen uygulama halen var mı, var. Bu ne demek, bir genç kendi çabası ve ailesinin maddi manevi desteğiyle tıp fakültesi kazanıyor, harcını, parasını yatırıp okuyor, mezun oluyor. Dananın kuyruğu orada kopuyor, diyorlar ki gel bakalım yavrum sen okulunu bitirdin ama çalışamazsın önce bana mecburi hizmet edeceksin. Ben göndereceğim, ne zaman seni tekrar hatırlarım belli olmaz, yani askerlik gibi değil süren bitince başka bir yer garantisi yok. Nerede kalırsın, ne yer ne içersin SByi ilgilendirmez, ben sana maaş veriyorum onunla geçineceksin. Maaşlarda, genellikle en az yarısı kiraya gider ve kalanı açlık sınırının altında kalır.Bu yüzden bakın doktorların neredeyse tümünün eşi çalışıyordur. Ayrıca belirteyim ki mecburi süreni tamamlamadan sana diploman verilmeyecek. Ne olacak şimdi? İşte Nazilerin yaptığı ‘’sosyal izolasyon’’ ve ‘’açlık sınırında’’ yaşatma politikası.

Yıllarca çalıştığım hastanelerin polikliniklerini anlatırsam küçücük odalar, pencere bazen var bazen yok, çoğunda lavabo yok ve tuvalet ise bazen çalıştığın katta bile yok. Alooooo birader, ben çalışma zamanımın yüzde seksen seksenbeşini yani 6-7 saat gibi bir süreyi bu odada geçiriyorum haberin var mı? Her hasta muayenesinden sonra el yıkamak gerek biliyor musun? İnsanoğlu susayınca birşeyler içiyor, mecbur ve tuvalet ihtiyacını nerede giderecek umurunda mı? Bu hayvan bağlasan durmaz odaları düzenleyenler de başka bir tuhaf sınıf olan başhekimlerdir. Genellikle artan hasta talebini karşılamak amaçlı düşünülmeden planlanmadan yapılan düzenlemeler ve bölmelerle elde edilir. Oda döşemeleri eklektik bir tarz olur çoğu kez, yani oranın buranın artanları ve senin yalvar yakar temin ettiklerinle beraber dekorasyon oluşturur, insani bir duygu katmaya çalışırsın. Malum toplama kampı yada hapisanedekiler bile öyle yaparlar. Ama bu bakanlık ya da müdürlüklerin ilgilendirmez dersen, ilgilendirmeli robot çalıştırmıyorsun insan çalıştırıyorsun ve o insana başka insanların yaşamını emanet ediyorsun. Al sana en hasından insanın insanı kölece çalıştırması.

Gelelim nöbet sorununa, itfaiyeciler veya polisler yada başka meslekten nöbet tutanları bilmiyorum sağlık personelinde şöyle oldu yıllarca; Bir sabah mesaiye gelirsin ve ertesi gün akşam evine dönersin. Ne nöbet parası aldık yıllarca, ne nöbet sonrası izni. 15 yıldır falan veriliyordur ama SB’nin bir gece yani 16 saat nöbetin parasıyla evine 7 saat temizlik için yardımcı alamazsın. Ayrıca temizlik için çağırdığın kadına; sabah kahvaltı, öğlen yemeği ve çay- kahvesini vermek, beğendirmek gerekir. SB’nin hastanelerinde, ben yıllarca yemek kalitesi (düzgün pişmemiş ve doyurucu olmayan) nedeniyle değil yemek içecek suyumuzu bile kendim götürdüm. Bu eziyet değil mi dir?
Düşündükçe daha neler, bu memlekette gece canı istediğinde hastane basıp başhekim yok diye odasının kapısını kırdırarak açıp giren bakan gördük. Evinden çağırtılan başhekimde aslında 5-10 dakika içinde gelmiş ama olsun, kapı gitti. Kırık kapının tamir masrafını kim verdi?
Sabah hastaneye erken gelen kaymakamın acil kapısının önüne masa çıkarttırıp, doktorlara önünde imza attırmasını, ben yaşadım. Başhekimde el pençe divan durmuş omuz başında, arkada emirlerini bekliyordu.

Haftasonu başka ilçede yaşayan annesini ziyaret edip orada kalan ve Pazartesi dönerken yol üstündeki hastaneye uğrayıp o esnada henüz gelmemiş doktorlarından savunma isteyen sağlık müdürü gördüm.

Hastane otoparkına bıraktığı arabasının başına güvenlik görevlisi görevlendiren başhekimim oldu. Aynı başhekimin odasına diğer çalışma arkadaşları olan doktorlar randevu almadan giremiyorlardı ve çoğu kez randevu da verilmiyordu zaten.

Göreve başlarken gittiğim ilk sağlık müdürlüğünde istenen o damga pullarını bulmak için saatler ve kilometrelerce yürürken ben de jeton düşmeliydi ama yok düşmedi işte. Kaldım, çalıştım ve umut ettim düzelecek diye, safım ben arkadaşım daha ne diyeyim. Tıbba gidecek ya da giden genciniz varsa bir bakın yeterince dayanıklı mı? Değilse yol yakınken vazgeçsin.

Bir sağlık müdürü de bir doktor arkadaşımızı faks emri ile bir başka ile göndermişti. Faks eline geçtikten bir gün sonra orada olmak zorundaydı. Kadıncağız 2-3 yaşlarındaki çocuğunu eşi olmadığı için komşusuna bırakmış, uçak biletini alıp gitmiş. Gittiği ilde 2 gün içinde durumunu çok yetkili makamlara kanıtlamış ve emir iptal edilip (çocuk küçük olduğu için) geri dönmüştü. Bu kısa seyahat masrafları yarım maaş falan tutmuştu.

Bir başka sağlık müdürü de doğu illerinde mecburi hizmet ve üstü olara 4 yada 5 yıl geçirmiş olan, artık 2 çocuk sahibi doktor arkadaşımızı tekrar aynı ile geçici görevle 6 aylığına görevlendirmişti. Doktor Hanım, benim bir çocuğum bu yıl ilkokula başladı zor bir dönemde, diğeri de ondan da küçük dediyse de yasal olarak yeterince küçük olmadığından, hayır gideceksin dediler. Sonuçta arkadaş istifa etmekten başka çare bulamadı ve özel sektöre değerli bir çalışan kazandırmış oldular.

Benim sağlık müdürlükleri deneyimlerine gelince çok gitmişliğim yoktur, zaten neden gideyim eziyet edilmesini sevmem ki. Hem ben bu eziyeti her gün belli dozda alıyorum fazlasına ihtiyacım yok. Dünden önceki gidişim 5 yıl önceki pasaport nedeniyle olmuştu. Çalıştığım hastaneden gereken evrakı hazırlattım, müdürlükten bir tek imza ve kaşe kaldı, Heee evet bizim böyle bir elemanımız var anlamında. Zorla 2-3 saat erken çıkma izni aldım(hastane ile müdürlük 50km mesafede), bizde izin almak çok zor ve çok kıymetlidir. Müdürlüğe vardım, danışma bilmem kim bey imzalıyacak dedi, onun odasını buldum. Uzun bir koridor ve bir sürü müdür yardımcısı, 18-20 veya daha fazla var. Ama benim kağıdı imzalayacak bilmem kim bey yok, sor soruştur öğrendim ki öğleden sonra bir yere gitmiş ama gelecekmiş bekle dediler. Bekleyeceğim ancak nerede belli değil, müdürlük içinde bahçede, dışarıda kafeteryada falan koridorda yasak ve zaten uygun da değil.Neyse çıktım dışarı 10 dakika da bir merdiven çıkıp adamı arıyorum, yok yok.Yahu mesai bitecek ne yapacağım ben, kağıdı başkasıyla göndersem olmaz illa kişinin kendi gidecekmiş imzalatmaya, bir gün daha izin bizim başhekim vermez, eee ne bu şimdi? Neyse ben kara kara düşünürken benim saatlerdir oralarda dolanmamdan insafa gelmiş bir başka müdür yardımcısı, gelin ben imzalayayım aman bilmem kim bey duymasın çok bozuluyor yoksa, dedi de imzaladı, bu işkence günü de öylece bitti.

Dün; bakalım bu sefer neler yaşayacağım beklentisiyle gittim ve şükür ki sağlık müdürlüğü yüzümü kara çıkarmadı. Bizim insan sever, çalışanını daha çok sever bakanlığımız her zamanki yeteneğini göstermiş. Bizim gibi hastanelerden emekli olan ya da ayrılan personelin artık sağlık müdürlüğü ile işi yokmuş. O müdürlük bilmem ama uzay işlerine falan bakıyor herhalde o kısmını araştırıp soruşturmadım. Eee ne olmuş efendim, İzmir 2 bölgeymiş benim bölgem Hıfzısıhhanın oralarda Kamu Hast. vs diye bir yerdeymiş. Ayyy gene iyimiş dedim ya Cizre Devlet Hastanesinden emekli olsaydım beni oraya mı gönderecektiniz? Neyse ki yok dediler, onlar yabancı(?) oluyormuş, Konak’ın oralarda bir yere gönderiyorlarmış. Ama yine de çok insaflılar aşağıda danışmaya gönderiyorlar ki orada bir görevli de gideceğimiz yere ulaşan otobüs vs numarasını bile söylüyor. Neyse görevlinin dediği otobüsü buldum gerçi o otobüs o sağlık müdürlüğüne daha yakın bir yerden de geçiyormuş ama olsun, o kadar dolaştırma yapmadan müdürlük müdürlük olmaz ki. Son durakta indim ortalarda kise yok yoldan geçen birini gördüm ve sordum Kamu hastaneler şeysini bilmemekle beraber aşağıda bulunan Hıfzıssıhha binasını söyledi. Oraya gelince bakarken bir de ne göreyim binanın tam arkasında indiğim o müthiş yokuşa çok yakın koca bir bina benim aradığım. Ama yukarıdaki durağın oradan görünmüyor ve insanlarda bilmiyorlar. Neyse yol sorduğum son taksici bana içeriden dolaşan merdivenli yolu tarif etti sağolsun da varabildim nihayet. İçeride bu sefer işler çok uzun sürmedi, ufak bir kimlik ve TC no krizi yaşamakla beraber, çabuk atlattık. Ve büyük değişiklik de imza atacak bilmem kim bey çabuk döndü toplantısından. İşlem bitti o kağıdı aldım ve büyük bir huşu içinde baktım o iki satır yazıya. İki satır ama 3 otobüs, sayısız konuşma, tarif ve tam bir öğleden sonranın emeği vardı o iki satırda.

Bu kısa anımsamalar; neleri sağ salim, akıl ve beden sağlığını kaybetmeden (maşallah diyeyim kendime), emekli olup bu kurumsallaşmış işkence zincirinden kurtulma başarısını gösterdiğim için ne kadar şanslı olduğumu hatırlattı bana. Yani neymiş azmin elinden herşey gelirmiş. Ama 29’a yakın yıl ve artı güneşli güzel bir kış gününün öğleden sonrası senin elinden uçup gidermiş.

Yazan: Nadiye Karlıca

merdiven

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook