Sincaplar Nerede?

penguenler

Pırasaları kavurdum azıcık zeytinyağın içinde. Bir çay kaşığı zerdeçalı atınca tencereye güneş gibi sarardılar. İki avuç erişte makarnayı ekledim sıcak suyla, kıstım ocağın altını, aldım Türk kahvemi elime, pencereden dışarıya baktım, buzlu sokağa. İki gün önce kar yağdı, ardından bastıran soğuk eksi beşlerde olunca her yer cam misali. Sabah işe gitmek için arabanın etrafında bir tur atanlar mı dersin, gözü kesmeyince öfkeyle yeniden eve girenler mi dersin, iki gündür bembeyaz sokaklar pek sakin.

Boş fincanı koydum lavabonun içine, başladım tezgahın altını karıştırmaya. Dolap bekleyen ikramlık fındık, fıstık, kabak çekirdeği ne varsa topladım. Elimde çerezler çıktım kapı önüne. Buz gibi soğuk yetmezmiş gibi bir de rüzgar, insanin nefesini kesen cinsten. Geçirdim ayağıma botları, buzun üzerine dikkatlice basarak kaldırım yanındaki çiçeklerin, çalıların olduğu, sıra sıra ağaçların dikildiği buz altında kalmış toprağa bakaraktan yürümeye başladım. Sokakta bir ben varım. Kimseler yok. Köpeğini gezdirenler de yok, yoldan geçen arabalar da. Sincaplar kayıp. Nerde bu hayvanlar? Üç gündür bir tane bile görmedim civarda. Acaba ormanda mı saklanıyorlar?
Yakındaki tren yoluna dek yürüdüm elimde kuruyemişlerle. Bu ne sessizlik böyle? Karda yürümeye alışkın olmayan ben buzda düşmeden yürüyebilirsem iyidir. Gören de ayda yürüyorum sanır. O ne yavaş adım atmadır öyle, bir yandan da içim titriyor soğuktan.

Bir ay önce eposta kutuma postalar sapır sapır gelmeye başladı.
Civardakiler ilginç insanlar, yolda görseler en fazla bir merhaba derler utangaç utangaç ama toplantı yapıp kural koymaya da bayılıyorlar. Komşuluk ilişkileri bundan ibaret. Bir sorun varsa hemen toplanalım. Çoğu kez sorun filan da çözüleceğinden değil, maksat toplantı olsun.
Neymiş çatılarda yuva yapan kuzeye özgü mavimsi fare olabilirmiş. Onlar yazışadursun kendi aralarında, 10 tane yanyana bahçeli evde arka bahçede bitki yetiştiren bir ben varım. İki ev ötemde bir hatun bahçenin her yerine kuş yemlikleri asmış, içinde bilimum yemler. Mangal yaptıkları günler dışında kimsenin bahçede bırak oturmasını, çıktığını görmüş değilim daha. Bense elimde çay fincanı bahçede bitkilerle takılıyorum. Geçen gün merak ettim saydım, irili ufaklı 80 saksı olmuş yetiştirdiğim bilimum çicek, yeşillik, toprağa ektiklerimin haricinde.

İşim var deyip gitmeyeceğimi bildirdim. Epostalar üç gün sonra kesildi. Anlaşılan kimse gitmeyince toplantıyı iptal ettiler. Ardından kuş yemlikleri bahçeden kalktı. Bu arada halen kimse kimseye doğru düzgün merhaba filan da demiyor.

Yazın epey bir cebelleştiğim sincaplarla, sera yapıp bitkileri koruma altına alınca barış yaptım kendi kendime. Hatta kapı önüne oturup o kahverengi tüylerini kabarta kabarta hoplaya zıplaya ağaçtan ağaca gezmelerini, elektrik direklerine tırmanmalarını seyretmekten keyif alır bile oldum.

E nerede bu hayvanlar? Geniş gövdesi göğe yükselen bir çam ağacının altına koydum elimdekileri. Düşmeden eve doğru yürümeye başladım. Donald’ı arabası kapının önündeydi. Demek ki hala evde. Bir yere gidememiş. Üç sene önce sokağın sonundaki araziye ev inşaatı yapmaya başladığında tanışmıştım onunla. Bir yaz sabahı evinin önünden geçerken durup bakmıştım açık kapıdan. Donald kır saçlı, yetmişine merdiven dayamış ama dinç görünen bir adam. Kibarca davet etti inşaat halindeki eve, gezebilirsiniz diye. E merak edip girdim bakmaya bende. İki oda bir salon iki katlı bir ev. Yandada aynı model bitişik nizam bir tane daha. Adamı tek görünce herhalde ailesi gelip yerleşecek inşaat bitince diye düşünürken yandaki evi kiraya vereceğini söyledi. Ben beyaz duvarlara filan bakıyorum, küçük salonda bir de şömine var. Ahşap binalar ilginç, iki tahta arasına ısı yalıtımı için pembe renkli sıkıştırılmış polysterden süngerimsi dolgu malzemesi koymuşlar. O habire anlatıyor, yalnız yaşıyormuş, emekli olmuş artık, yandaki tren yolunun sahibiymiş filan diye. Ne ilginç diye düşündüm, özel tren yolu. Benim bildiğim tüm tren yolları devlete aittir. En azından Türkiye’de böyleydi. Adamlar kapitalizmin boyutlarını amma aşmışlar. Özel karayolu görmüşlüğüm vardı da, kişiye özel tren yolu hattını yeni öğrendim böylece. Acaba kaç kilometrelik bir hat? Nerden nereye gidiyordur? Niye merak ediyorsam, sanki trenim var kapı önüne park ettiğim.

Üstteki küçük salon köşeli, biraz tuhaf şekli var. Bir de odanın ortasında bir direk var yerden tavana uzanan. Adam hala elleri kot pantolonunun arka cebinde anlatıp duruyor binada kullandığı malzemeleri. Nerelisiniz deyip soruyorum. Doğma büyüme Portland’lıymış. Tren yolu çok kazançlı bir iş olmasa da en azından iki evlik para kazanabilmiş filan diye saydırıyor. Üstelik bol seyahat edebilmiş bu sayede. Amerika bir özgürlükler ülkesidire getiriyor lafı. ‘E peki aileniz’ filan diyorum. ‘Yok’ diyor. Acıyorum adamın haline, tek başına yaşayacak burada hasta olsa çorba yapacak kimsesi yok ama halinden pek memnun özgür olduğu için. Odanın ortasından geçen direğe bakıp saf saf soruyorum ‘çatı şağlam olsun diye mi’ bu çeliğe benzer borumsu direği koymuş odanın ortasına diye. Bir yandan da benim evde böyle bir direk olsa günde en az on kere çarparım buna, koyacak başka yer mi bulamamışlar, bari köşelerden birine koysalarmış ya diye düşünüyorum. Bana neyse direğin derdi beni gerdi durumları.
“Yok, onu direk dansı yapan kızlar için yaptırdım diyor.”
Yüzümde aptal bir gülümseme.
“Sahiden mi, iyi espri” diyorum.
“Tabii beni ziyarete geldiklerinde canımız sıkılmaz” diyor.
Şöyle bir bakıyorum adama, aa herif ciddi yahu. ‘Silkelen kendine gel’ diyorum içimden. Ben de ailesi yok, tüh hasta olsa çorba yapanı yok diye otomatiğe bağlamış üzülüyordum adamın haline. Derhal üzülmeyi kestim. Ayol adam yetmişlik, evine direk dansı yapan kız atma derdinde. Tam ağzımı açıp ‘o kızlar senin torunun yaşında amca haberin var mı’ diyecem.
Ağzımdan çıka çıka “biter herhalde Ekim’e doğru’ diyorum.
Adam hiç istifini bozmadan sanki direk kızları muhabbeti hiç olmamış gibi yeniden evin cam çerçevesini anlatmaya başladı.
Merdivenlerden aşağı inip ‘iyi günler’ deyip ayrıldım binadan.
Epey sonradan öğrendim meğer Amerika’da en fazla stiptiz klubü Oregon’da varmış diye. Hayat ne garip yetmişlik de olsan bastırıp parayı torunun yaşındaki hatunu eve atabiliyorsun. Bunu da özgürlük kapsamı içinde değerlendirebiliyorsun.
Bu özgürlük kisvesi altına her kavramın içi boşaltılarak meşrulaşması rahatsız etse de beynimi, para için alan razı satan razı durumlarının daha epey bir devam edeceğini düşünüyorum.

Tam eve girecekken sokağın başında bir sincapın ağaça tırmandığını görüp mutlu oluyorum.

karda

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook