Teşekkür etmeyi bilmeli

Alaska

Bugün benim doğum günüm. 46 yaşında bir kadınım. Nihayet 46 oldum. Şu an çok mutluyum. Bu yaşa varmak benim için çok önemliydi. 2 yıl önce doktorlar bana ileri evre kanser olduğumu söylediklerinde çok da ümitli değillerdi tedavi konusunda. Hayatımda böyle bir hastalığın yer alacağını hiç düşünmemiştim. Eğer bir insan kendine iyi bakarsa doktora gitmeye gerek kalmaz, hayatını mutlu, başkasına dayanmadan geçirebilir derdim. Hatta bu düşünceyi biraz daha geliştirmiş hasta bile olsan ( kaza geçirebilir, virüs kapılabilir ) bilim bu hastalığı yenmede yardımcı olur özellikle kendine iyi bakarsan diye düşünürdüm.

44 yaşındayken bu inancım, düşüncem paramparça oldu. Kendinize ne kadar iyi bakarsanız bakın, yine de hasta olabilirsiniz ve bilim her zaman çare bulmuyor bu duruma.

Bu durumda ben ne yapacaktım peki? Depresyona girip, kendimi ölmeye mi hazırlasaydım? Doktorun dediğine inanıp çok az ömrüm kalmış fikrine mi alışsaydım? Bunun sonucunda da bol bol ağrı kesici, anti-depresan, uyku ilaçları mı kullansaydım? Uyuşmuş beynim ve vücudumla eninde sonunda da ölüp gitmek de vardı.

Bu seçenek hiç de çekici görünmedi, hiç bana uygun bir şey değildi. ‘Bu ben değilim ki’ dedim kendi kendime. Kimsenin hayat şevkimi kırmasına izin veremezdim. Beni karamsar, acı çeken bir hatun haline kimse getiremezdi.

Ben genelde mutlu bir hatunum, üstelik mutlu olmak için çaba harcayan biriyim. Gece yatağa öfkemle girmemeye çalışırım. Kötü düşüncelerden mümkün mertebe uzak durmaya özen gösteririm. Eğer bir şeye kızdıysam içimde tutmam, dillendirir, konuyu da pek uzatmam. Ardımda peşi sıra kocaman bir çanta ( içinde öfke, nefret, kendini aciz görme, kıskançlık duygularının olduğu ) taşımam nereye gidersem gideyim. Var öyle insanlar, bunu anlar anlamaz uzaklaştım onlardan.

Hayatımda kötü düşüncelere yer açmayacaktım. Bu bir kural olmalıydı.

8 ay önce üniversitede çalışan bir doktoru görmeye gittim. Ondan hastalığımın tedavisi hakkında bir fikir alacaktım. Kadını tanımıyordum, benim gözümde o uzman bir hekimdi sadece. Kadın muayene odasına geldi, elindeki tetkik ve raporları şöyle bir karıştırıp kuru bir sesle ‘kemo terapi alırsanız bir yıl, almazsanız en fazla 6 ay yaşarsınız istatistiklere göre dedi. Sanki bir adres tarif eder hali vardı ‘sağa dönün, dar patika yol mezarlığa çıkar’ gibi. Kadının bunu söylerkenki sakinliğine ve cesaretine hayret ettim. Aynı anda sevgili eşimin neredeyse sandalyeden düşercesine sarsıldığını fark ettim. Ne kadar canının yandığını görebiliyordum. Onu hiç bu kadar ümitsiz görmemiştim. Bu kadar çabuk öleceğimi hiç düşünmemiştim. Yüreğimde tarifsiz bir sızı hissettim, eşime bu kadar acı vereceğim için. Sevdiğin bir insanı kaybetmek nedir çok iyi biliyordum. İlk eşim kalp krizinden öldüğünde 46 yaşındaydı. Kalbimdeki boşluğu doldurmak yıllarımı aldı. Ancak bir başka büyük sevgi bu acıyı azaltabilirdi.

Hayatımda ilk kez ne yapacağımı bilmiyordum. Doktora teşekkür edip oradan sessizce ayrıldık.
Eve geldiğimizde birbirimize sarıldık öylece. Vasiyetimi hazırladım, müşterilerimi arayıp kanser tedavim nedeniyle iş yapamayacağımı bildirip, kendilerine yeni bir tasarımcı bulmalarını tavsiye ettim.
Birkaç geceyi uykusuz geçirdim. O günlerde yaşantımı analiz edip durdum. Sonunda o hafta sonu hayatımın en zor kararını verdim.

Bilime inanmaktan vazgeçmeyecektim. Ama hastalığa karşı direnmeye karar verdim. Bu yüzden de düşünce yapımı değiştirdim. Doktorlar değil, bendim kararları alan hayatımda. Ben olmalıydım, bu benim hayatımdı. Kendime bir söz verdim, 46 yaşımdan önce ölmeyecektim.
Sevgili Steve, baca gibi sigara içen ve birasız, rakısız günü geçmeyen, kötü beslenen biriydi. Onun tersine ben sigara ve alkol kullanmamış, yediklerime hep dikkat etmiştim. O bile 46’ya dek yaşamışken, ben niye ölmeliydim ki ondan önce?

Doktorlar bilim adamı değiller. Yaptıkları varsayımlarda yanılabilirler. Çoğunun şişkin egoları var. Onların egolarını bu kadar şişiren de bizleriz. Bu egoyu yerle bir etmenin zamanıydı benim için.
Sağduyumu kullanıp sağlığıma özen göstermeye karar verdim, onların söylediklerine kulak asmayarak. Her ne olursa olsun, hayatımda mutlu olacak anlar bulacaktım. Bu bir amaç haline geldi benim için.

Kemo terapi tedavisi aldım, ve bu süreçte kendime çok iyi baktım. Bunun sonucunda da hiç bir berbat yan etki olmadı kemodan kaynaklanan. Oysa onlar olacağından çok emindiler. Yanıldılar.

Her gün yürüdüm, bisiklet sürdüm, protein ağırlıklı bir diet uyguladım kendime. Güzel, besleyici yemekler yaptım, neyse ki yemek yapmayı seven bir hatunum. Hayatımda eğlenceyi eksik etmedim, bol kitap okuyup, epey komedi seyrettim.

Hayata karşı pozitif / olumlu düşünmeye hep öncelik verdim. Bu olumlu tavrımı da civarımdaki herkesle paylaştım. Kanser kliniğindeki çalışanlar, hemşireler, Amerikadaki arkadaşlarım, ve dünyanın diğer tarafındakiler ve en önmelisi uzaktaki ailemle.
Hepimiz ölümlüyüz. Vaktimizi ayırıp bizi sevenlere teşekkür etmeyi bilmeliyiz.

Mutluyum çünkü annem bana her türlü zorluğun üstesinden sevgi ve kararlılıkla gelinebileceğini öğretmişti.

Ne kadar daha yaşarım bilmem ( aslında kimse bilmez ), o yüzden bugün teşekkür etmek isterim aileme; babama, ablama, abime, halama, verdiğiniz destek benim için çok önemliydi.

Sevgili Rob, tanıdığım en iyi Budist sensin, gerçi başka bir Budistle tanışmadım ama olsun. Senin yardımın olmadan bu meşakkatli yolda yürümem zor olurdu, sana çok teşekkür ederim.

Bütün arkadaşlarıma hitaben; iyi ki tanımışım sizleri. Birlikte geçirdiğimiz zamanları sevgiyle anacağım.
İnsan hayatında güzellikleri kendisi yaratır. Lütfen sevdiklerinize teşekkür etmeyi ve seni seviyorum demeyi unutmayın.

Alaska

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook