Üç tekerlekli bisikletin hafif olsun

recumbent-trike

Dün hesapladım ne zamandır bisiklet kullanıyorum diye, 25 yıl olmuş. Araba kullanmak hiç ilgimi çekmedi. Evet kabul ediyorum, rahat, gideceğiniz yere çabuk ulaşıyorsunuz, eşyalarınızı kolayca taşıyabiliyorsunuz ama bisiklet sürmenin keyfini de hissetmiyorsunuz.
Bisikletin doğa ile uyumu arabadan çok farklı. Araba ile karşılaştırıldığında edilgen değil, etken konumdasınız. Civara daha fazla bakma imkanınız var, sadece yolu değil etrafınızdaki bitkileri, hayvanları, insanları yakından görüp davranışınızı onlara göre da ayarlama imkanınız var. Bisiklet size vicdan sorgulaması yapma fırsatı, çevrenizi tanıma imkanı verir.

Ben bir bisikletim olsun, güzel asfalta temiz temiz süreyim diyenlerden hiç olmadım. Bisiklet dediğin kötü yola, çamurlu yola girmeli, sadece girmekle kalmayıp, beni maceraya sürükleyebilmeli. Dümdüz asfaltta herkes sürer, ne var bunda! Önemli olan, çukuru bol, nereye gittiği belli olmayan yollarda pedal çevirebilmek.

Bir Amerikalı bisiklet meraklısıyla benim aramda epey fark var tabii. Ben işin gezeyim, eğlenip, keyif alayım kısmında kalmışım. Onlar ise daha çok, daha hızlı, daha uzun yola en kısa sürede nasıl giderimde kalmışlar. Adamalar yanımdan rüzgar gibi geçerken ben itina ile nal topluyorum. Yola zikzaklar çiziyorum sırf eğlence olsun diye. Asfaltta kımıl kımıl ilerleyen tırtıla, sümüklü böceğe yol verip üzerinden geçmek yerine civarından dolanarak geçiyorum. Kumun uzerindeki karınca yuvasını görünce hemen gidonu kırıp yandan usul usul geçiyorum. Onlar da yaşasın yahu, bu dünyada tek ben yokum. Yavaş yavaş pedal çevirirken, ağaçların yapraklarına, yerdeki çalılara, mevsimine göre açan çiçeklere bakıyorum. Havayı derin derin soluyorum, şarkılar mırıldanıyorum gezerken. Kaslarım hareket ediyor, keyifleniyorum. Yoldan gelip geçene bakıyorum, bazısına gülümseyip, bazısına kafamı hafifçe eğip selam veriyorum tanımadığım diğer bisikletlilere. Çocuklara yol veriyorum, geçsin beni deye, nasıl mutlu oluyorlar, küçücük ayaklarıyla hızla pedal çevirilerken. Benden çok daha yaşlı bisikletli görünce hemen alkışlıyorum, bravo filan deyip onlara teşvikte bulunuyorum. Çünkü hayat hep bir yenme durumu, önde olma, hızlı gitme, hızla tüketme üzerine kurulmamalı. Tabii ki dünyayı değiştiremem, herkes bildiğini okur, ama kendi hayatımda değişiklikler yapabilirim.
Bisikletli bir hayatı kendime göre şekillendirebilirim. Ve bu beni mutlu ediyorsa, kime ne?

Bu yıl bisiklet sürmeyi iyice düzenli hale getirdim. Her gün sürüyorum. Eğer yağmur yağmışsa ve sürememişsem, vicdan azabı çekmenin alemi yok deyip gece yatmadan önce evdeki kondisyon bisikletinde 10 km pedal çevirip sonra yatıyorum.

Geçen yazdan beri dikkatimi çekti Springwater Corridor’daki recumbent trike bisiklet modelleri. Önceleri bir kaç kişide görüyordum, sonra bu sayı bu yıl epey arttı. Trike üç tekerlekli bisiklete verilen ad. Recumbent ise Türkçe’ye boylu boyunca uzanmış diye çevrilmiş.

Recumbent bisikletlerin yenisi çok pahalı, trike bisikletlerde hiç ucuz değil. Ama yanımdan kayarak geçip gidenleri gördükçe özenmedim desem yalan olur.

Zira bu bisikletlerin oturma yeri koltuk gibi ve yatar ya da kaykılık pozisyonda pedal kullanıldığı için çok rahat görünüyorlar.
Model model çok fark etse de rahat pozisyonları uzun süredir ilgimi çekiyordu. Geçen ay gittim SE Powell caddesindeki Rosecity bisikletçisine. Dükkandaki tüm modelleri denedim. Fiyatlar benim ödeyeceğim miktarın çok uzerinde olduğu için kös kös geri döndüm. Sonra baktım böyle olmayacak içimde kalacağına bir çözüm bulmalıyım dedim kendi kendime, ve başladım Craiglist’te ikinci elini aramaya.
Arayan bulurmuş. Portland’da degil ama Jefferson sehrinde buldum bir tane satılık. Hiç üşenmedim, gittim test ettim, baktım frenler filan çalışıyor, sahibi hatun Alaska’dan taşınmış, bisiklet garajda tozlu duruyor kullanılmamış fazla. Zira oturdukları ev bahçeler, çiftlikler arasında, engebeli, yokuşlu bir yer. Doğa harikası bir yer ama, o kadar yokuşta her babayiğit pedal çeviremez. Genç ve kuvvetliysen o başka tabii. E hatun orta yaşlarda, babayiğitliği gençlere devretmiş. Sonuçta aldım bisikleti geldim eve.
Bir heyecan, bir keyif sorma. Hemen bindim akşamüstü. Önce frenleri nerede diye epey kurcaladım, 10 dakika sonra kavradım durumu.

Evde son 5 yıldır kullandığım Schwinn Frontier dağ bisikletim var tabii. Gönlümün prensesi şeklinde duruyor. Her gün tepesinde lay lay lom geziyorum. Geziyorum da 6km’den sonra belime, sırtıma bir ağrı giriyor. Ağrıyı dert etmeyip sürmeye devam ediyorum. Son iki yıldır sırtım ağrıyor, radyoterapi sırt kemiklerime ne yaptı bilmem ama eskisi gibi saglam olmadığı kesin. Sızlama halinde takıldı kaldı. E ne yapacam bu durumda? Ağrıyor diye bisiklet sürmekten vaz mi geçecem? Olmaz tabii. Şu hayatta en sevdiğim iki şey var, biri seyahat etmek, diğeri bisiklet sürmek, valla ikisinden de vaz geçemem.
Zaten Kemo terapi ve radyo terapi sonrası vücudumda ağrımayan hiç bir yer kalmadı. Ben de mütemadiyen dırlanmak ya da ağrı kesici almak yerine bisiklete binmeye devam ettim. Eğer her gün sürmezsem her yerim ağrıyor, sürersem sadece sırtım. E güzel, bu da bir ilerlemedir deyip pedal çevirmeye devam ediyorum.

Trike bisikletlerin sırtını dayayabileceğin ergonomik koltukları çok ilgimi çekiyordu. Sırf bu yüzden aradım durdum bütçeme uygun bir tane. İlk sürüşteki izlenimim şu oldu: Kısa bu yahu! Benim pembe Schwinn dağ bisikletinin tekerler 26 inch, Sun USX EZ-3 USX HD ise 20 inch. Sanki yerde tabure üzerinde oturmuş bisiklet sürüyormuşsun gibi bir hisse kapılıyorsun.

Koltuk çok rahat sırtın acımıyor öne eğik pozisyonda sürmediğin için. Fakat azizim ben bunu hiç düşünmedim ama o ne ağırlık yahu? Gülle gibi alet. Tevekkeli adamlar HD demişler modele. HD “Heavy Duty” nin kısaltılmışı. Yani ağır yüke uygun. Benim dağ bisikleti 13 kilo, bu ise 29.5 kilo. Bunu hiç hesaba katmamıştım!
Benimkisi tamamiyle Amerikan tabiriyle “the grass is always greener on the other side of the fence”’. Çevirisi şu olabilir: “öteki tarafta çimler daima yeşildir. Trike trike diye gözüm kör olmuş gibi alacağım diye tutturdum da ne oldu? Gidip gülle gibi bir alet aldım! İki günlük sürüşten sonra hafiften hüsran durumları.

Alette bir gariplik yok, tombulsan, kas kuvvetin varsa ideal, çok keyifle sürersin. Kasların çok güçlü değilse, hele de hafif yokuş varsa yolda vay haline.

Benim her gün sürdüğüm 10km’lik yolda sadece bir yerde %5 eğimlik yokuş var. Hah tam orada ben kağnı arabası gibi çeviriyorum pedalı, imanım gevriyor! Üzerimden akan terle küçük bir süs havuzu yapmak mümkün. Hatta Portland’da tuzlu su sorunu olursa biriktirdiğim terlerle gölet filan kurabiliriz rahatlıkla.
Manzara da değişti aniden. Her gün gördüğüm nehrin yerini çalılar, çitler, yerdeki taşlar aldı. Zira oturduğum bisiklet koltuğu yere pek yakın milletin bacaklarını yekinen görüyorum, popo bile değil yani. Boy irice bir köpek boyu kadar. Hani koşan bir köpek görsem patikada arkadaşlık teklifi alırım gibime geliyor. Tevekkeli bunları kullananlar bisikletlerine bayrak asıyorlar. Yolda seni arabaların görmesi zor, bisikletli bile yanından geçerken seni görmeyebilir. Yerde usul usul giden ben! Hiç sevmedim, boy kompleksim hiç olmadı ama, yere yapışık gezerken herkesin benden uzun olmasına gıcık oldum diyebilirim.
Bisiklet patikasına giden kestirme çakıl taşlı 1 kilometrelik bir yol var, önce orada sürüp bisiklet yoluna ulaşıyorum. Dağ bisikletimin 26” tekerleriyle hoppidi hoppidi gidiyordum her gün. Şimdi ise trike ile, ne hoppidisi, yerdeki taşlara iyi bak şimdi, zaten yere çok yakın olduğum için mütemadiyen bakabileceğim artık, o çakıl taşları sırtımda, popomda, her bir yerime bata çıka masaj yapıyorlar. Gerçi bedava mesaj iste, ne dırlanıyorsam. Hani hesapta sırtım ağrımasın diye almıştım ya ben bu bisikleti, yazayım hemen, ağrımıyor gari, zira her bir yerim dökülüyor 10km sürünce. Pilim bitmiş vaziyette, saç diplerimden bile terler fışkırarak eve dönüyorum.

Ben hayatım boyunca mekik çekmekten nefret eden bir hatunken, bu trike sayesinde, bacakta, baldırlarda, karında ne kadar kas varsa öğrendim! O neydi öyle yahu? Eve vardığımda sürünerek merdivenleri çıkabildim! Maksat egzersiz yapmaksa, dibine dek yaptığım kesin. Pestilden öte durumlar yani.
Tabii o kadar ağır aleti sürecem diye son gücümle pedal çevirirsem yarı yolda nefesim kesilmeye başlıyor. Dünüş ise tam felaket, yürüsem daha hızlı dönerim eve. Ne olacak simdi? Döndüm eve, banyoda kayıp kafamı gözümü kırmadan duş aldım, yaptım bir çay oturdum koltuğa, başladım kara kara düşünmeye, ne yapacağım ben bu üç tekerlekli bisikleti diye.

Bir yandan düşünürken bir yandan da yeni recumbent trike modellerine baktım internette. Bunların hafif modelleri de varmış yahu. Ben niye gidip HD almışsam? Tank sanki!
Sorunu olan çözümünü de bulur. İkinci bardak çaydan sonra kafam çalışmaya başladı. Ben bu recumbent trike’a bir elektrik motoru takar satarım. Kar bile ederim. Sonra da gider kendime daha hafif olan bir modelini alırım. Güzel, şimdi de uygun fiyata elektrik motoru arayayım. Kıssadan hisse: her uygun fiyata bulduğun aleti alacağım diye paralama kendini, bir araştır önce sana uygun mu diye!

recumbent-trike

A tricycle (often abbreviated to trike) is a three-wheeled vehicle.
Kısaca İngilizce’de trike diye kullanılan kelime üç tekerlekli bisiklet anlamına gelir.

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook