Zarar vermesen olmaz mı?

kontrol

Önce, zarar verme
Ne oldu tıbbın altın kuralı bu güzel deyime? Uzun süren sağlık eğitimi sırasında kaybolup, egosu şişkin, kibirli doktorlara mı dünüşüldü? Son 3 yıldır, serviks kanseri ile mücadele etmekteyim. Bu sürede Amerika’daki sağlık kurumları ve doktorlarla epey tatsız anılarım oldu. Sanırım başlangıçta pek saftım; sandım ki, doktorlar hastayı iyileştirmek için elinden geleni yapar. Yaptıkları önerilerde, söyledikleri sözlerde dikkatli davranırlar diğer iş kollarına nazaran. İnsani yönü ağır basar, hastalara yaklaşımları inceliklidir. Ne kadar da yanılmışım! Gerçekte durum hiç de öyle değil. Bu üç sene boyunca kanser sektörünün epeyce karlı bir iş haline dönüştüğünü öğrendim. İlaç firmaları para kazanıyor, kliniklerin sayısı her şehirde giderek artıyor, doktorların egosu da fazlasıyla şişiriliyor.

Sandımki doktorlar bana yardım edecek. Durum pek öyle gelişmedi. Bunca şey yaşadıktan sonra artık öğrendim. Geçen yüzyıldan beri sağlık sektöründeki ilerlemeleri yadsımak mümkün değil tabii ki. Bir çok hastalıkta önemli başarılar elde edildi. Ancak doktor hasta ilişkisi bu arada neredeyse gerçeküstü bir hale de dönüşmüş. Hasta, hastadan çok tuhaf bir müşteri kıvamına gelmiş. Fakat doktor da en karlı ( ameliyat, pahalı tetkikler, ilaçlar ) ne varsa onu hastaya dayatmaya başlamış. Hastayı da pek dinleyen yok bu arada. Amerika’daki tipik bir kanser senaryosu şu şekilde gelişir:
Ee kanser mi oldunuz? Tüh çok yazık. Hemen bir onkolog bulun. Önce sağlık sigortanızın karşılayabileceği bir onkolog/klinik arayışına girersiniz. Onkoloğunuz sizin kanser türünüze uygun bir tedavi sürecini başlatır. Belli miktarda, kemo terapi, radyoterapi, gerekirse ameliyat yapılır. Eğer şanslıysanız, paranız varsa, hayatta kalırsınız. Eğer iyi bir sağlık sigortanız yoksa, yaşama şansınızın giderek azaldığını fark edeceksiniz.

Alanında iyi bir doktor bulmak epeyce zahmetli bir iş. Diyelim buldunuz, size tanrı gibi davranan insanlarla cebelleşmeye hazırlanın. Olayı kişiselleştirmeyin, herkese öyle davranıyorlar. Dokuz ay önce doktorlar serviks kanserimin yeniden geri geldiğini söylediler. Aşağı yukarı ilk tedavimden sonra altı ay boyunca hiç bir kanser belirtim yoktu. İki onkolog bana kötü haberi verdiler. Maalesef kanser yine nüksetti falan filan şeklinde. Gerçekten üzgün müydüler haberi verdiklerine, sanmam. Zaten ben de herhangi bir duygusal yaklaşım beklemiyordum onlardan. Hayatım boyunca gerçekçi bir insan olduğumdan, zor bir haberin hafifletilmesine, eğilip bükülmesine, yalana dönüştürülmesine de karşı olmuşumdur. Tabii ki çok ciddi bir problemim olduğunun farkındaydım. Baktım benim onkolog hastalığımla ilgili geveleyip duruyor, ikinci bir fikir almak için üniversitede çalışan bayan bir onkoloğa gittim. Güzel, nazik ama kalpsiz bir hatun çıktı iyi mi! Kadın yüzüme bakıp bana gözünü bile kırpmadan kemo terapi alsam bile en fazla bir sene yaşayacağımı söyledi. Kadının bu tavrı karşısında söyleyecek laf bile bulamadım. Demek beterden beteri varmış. Ben kendi doktorum niye ağzında geveliyor lafı diye trip atarken, bu hatun ise dan diye ‘öleceksin’ deyip kestirip attı. Kutu kadar küçük muayene odasındaki sandalyeden düşecekti neredeyse eşim bunu duyduğunda. Hadi diyelim söylediğin doğru, bunun bana ne yararı var? Madem bana önereceğin hiç bir çözüm yok, üç kuruşluk hayat şevkimi kırınca başın göğe mi erecek hatun? İnsanın milyonda bir yaşama ümidi varsa bile böyle bir haber aldıktan sonra kalmaz. Bu tarz davranan bir doktor hasta üzerindeki etkisinin farkında mı acaba? Bu davranışınla kelimenin tam anlamıyla bir duygusal cinayet işlediğinin bilincinde misin? Sanmam, olsan zaten böyle davranmazdın değil mi? Peki şöyle yazayım: bizler makine değiliz, senin tamirci gibi davranma lüksün yok güzelim. Bu çamaşır makinesi bozuk, modeli eskimiş, parçası yok, tamir olmaz at gitsin diyemezsin, bizler insanız! Duygularımız, ruhumuz var, sadece bedenden ibaret değiliz. Eve gidip, bir başına kaldığında öleceksin dediğin hastalar aklına düştüğünde vicdanını nasıl rahatlatıyorsun? Dur tahmin edeyim: hastaya gerçeği söylemek zorundasın, yoksa seni dava edebilirler diye mi? Bu işinin bir parçası, söylenmeli diye düşünsen de, bu kadar patavatsızca mı yapılmalı? Üstelik tıpda bu kadar kesin hüküm vermek ne kadar doğru? Tabii ki farkındayım kanser tedavisinin ne kadar tehlikeli olduğundan. Her makineye ( PET scan, CT scan, CAT scan, radyoterapi makinesi vs. ) girişte, her kemo serumu almadan önce yığınla belge imzaladım, ilaç şirketini, kliniği, doktoru dava etmeyeceğime dair. Bana ısrarla bunları kullanırken ölebileceğim tekrar edilip durdu. Bu mudur yani tüm hikaye? Maksat bize bir zarar gelmesin, başımız belaya girmesin, hastanın ruh hali bizi bağlamaz. Zaten nasılsa epeyce bir kısmı daha tedavi bitmeden ölüp gidiyor. Merak etmeyin, sizi dava filan edecek değilim. Benim derdim, dava açmak değil, bir hastanın moralini bu kadar bozmaya hiç bir doktorun hakkı olmadığını anlatmak.

Cidden merak ediyorum, doktorlar insani yönlerini ne zaman kaybettiler? Tanrı gibi davranarak ne elde edebileceğinizi sanıyorsunuz? Kimse bir insan hayatından sorumlu değildir. Kimin ölüp kimin yaşayacağını kimse bilemez. Tabii elinde bir silah varsa, birinin kafasına bunu dayadıysan durum değişir. O çok değer verdiğininiz istatiki bilgiler ortalama bir kanser hastasının ne kadar yaşayacağına dair genel bir bilgi verir. Peki bu istatistiğe uymayan birini ne yapacaksınız? Gözardı edecek misiniz onun durumunu?
Peki ben sizin istatistiğinizi alt üst ettim mi şimdi? Son derece ağır bir kemo terapi tedavisi aldım. Her kemo terapi öncesi kendi onkoloğum bunun ne kadar tehlikeli olduğunu, kanamadan olup gitme riskim olduğunu hatırlatıp durdu mu? Durdu. Bana bilimum yan etkinin olabileceğini tek tek anlattı mı? Anlattı. Sonuç: 6 ay süren tedavim sırasında hiç bir yan etki yaşamadım. Üç yıldır hiç şeker tüketmeyip, son altı ayda da kendimi sıkı bir diyete soktum. Her gün egzersiz yaptım ve bolcana vitamin alıp vücudumu güçlendirdim. Her gün 5-10 km bisiklet sürdüm. Şimdilerde ise son derece sıhhatli hissediyorum kendimi. Çalışmaya devam ettim, yolculuk yapmak istediğimde uzun yolculuklara çıktım. Niye biliyor musunuz? Çünkü kendini benden üstün gören, tanrısal yargıya varan doktorlara inanmadığım için. Açıkçası beni dinlemeden hakkımda karar veren doktorları iplemedim.

Klasik hasta tanımına hiç uymayan biriyim, biliyorum. İki ilaç alayım düzelirim kafa yapısında da hiç olmadım. Eğer yaşamak istiyorsan çaba harcayacaksın. Ben elimden geldiğince bunu yapıyorum. Bunun dışında beni dinlemeyen hiç bir doktorun söylediklerine de pirim vermiyorum. Direncim, hayata bağlılığım, bir şeyleri elde edip, başarabilme yetimi benden iyi mi bilecekler. Onlar kendi konularına hakim olabilirler, ama ben de bedenimi iyi tanıyorum. Elinizdeki bir statiki bilgiden fazlasıyım ben. Benimle oturup konuşmadan yargılayana da kolayca eyvallah demeye hiç niyetim yok. Bunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Zira toplam 3 kez bana zorla CAT scan yapıldı, sırf divertikülozis olma şüphesi yüzünden. Sonuçta değildim. Boşuna zaman ve para kaybından başka bir şey değildi, şüphe üzerine gereksiz testler yapmak. Beni dinlemeyen birilerini ben niye dinlemeliyim ki? Kaç tane yanlış teşhis yapılıyor sırf hasta dinlenmediği için her yıl? Bir hasta ile konuşurken hastanın psikolojisini darma duman etmeniz gerekmiyor. Benden üstün değilsin. İkimiz de insanız. Gelin birlikte bu hastalığı yenelim, bir ekip olarak. Ekip çalışması her zaman daha iyi sonuçlar getirir.
Ortalama hasta ‘ver hapı düzeleyim’ dese de, ( ne kadar ilaç verilirse o kadar birileri kazanıyor, ama kazananın uzun vadede hasta olmadığı kesin, bir tür Matrix filmine düştük de ben mi fark etmedim acaba?) standart düzeyi buna düşürmenin gereği var mi diye sormak lazım.
Aslında yok öyle kolay çözümler, yutayım hapı bir şeyciğim kalmaz durumları.
Kesinlikle benim durumumda böyle değildi. Tabii ki doktorların ( onkologların ) beslenme konusunu çok iyi bilmesini beklemiyorum. Ama bilen birileriyle koordine edilebilir, hastaya daha iyi yön verilebilir. Kanser zaten epey zorlu bir hastalık, bunu daha da zorlaştırmanın alemi var mı? Hastaya verilen moralin, en az kanser ilacı kadar etkili olduğunu ne zaman kavrayacaksınız? İyi bir moral, düzgün beslenme, etkili ilaçlarla kanseri de yenmek mümkün. Yeter ki herkes biraz çaba harcasın.


Primum non nocere, “Önce, zarar verme!” anlamına gelen Latince bir deyiştir.

Refereranslar:
https://www.facebook.com/cervicalcancerinfo
http://www.nurweb.biz/cancer/

kontrol

NOT: Bu Amerika’da kanser tedavisi veren kurum ve doktorlara yönelik eleştiri yazısıdır belirtmek isterim.

Please share it
Email this to someoneShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Facebook